Evlilik birliğinin sürdürülemez hale gelmesi durumunda eşlerin en sık sorduğu soruların başında “Boşanma davası nasıl açılır?”, “Boşanma için gerekli evraklar nelerdir?” “Ankara da en iyi boşanma avukatı kimdir?” ve “Boşanma davası ne kadar sürer?” gelmektedir. Boşanma süreci yalnızca evliliğin sona ermesiyle sınırlı değildir; nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı gibi önemli hukuki sonuçları da beraberinde getirir.

Doğanlar Hukuk ve Danışmanlık olarak hazırladığımız bu 2026 güncel rehberde, Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında boşanma davası açma sürecini adım adım, pratik bilgilerle ele alıyoruz. Ankara boşanma avukatı arayışında olanlar için de bu rehber yol gösterici olacaktır. Makale, anlaşmalı ve çekişmeli boşanma ayrımından gerekli belgelere, masraflara, süre tahminlerine ve yaklaşan yasal değişikliklere kadar tüm detayları kapsamaktadır.

Boşanma Davası Nedir?

Boşanma davası, evlilik birliğinin kanunda belirtilen sebeplerle mahkeme kararıyla sona erdirilmesini sağlayan aile hukuku davasıdır. Boşanma davaları:

  • Anlaşmalı boşanma davası
  • Çekişmeli boşanma davası

olmak üzere iki şekilde açılabilir.

Eşlerin boşanma ve boşanmanın sonuçları konusunda uzlaşmaları halinde anlaşmalı boşanma söz konusu olur. Tarafların nafaka, velayet, tazminat veya mal paylaşımı gibi konularda anlaşamaması durumunda ise çekişmeli boşanma davası açılması gerekir. Taraflardan birinin boşanmak istememesi halinde dahi eşlerden biri boşanma sebeplerinden birine dayanarak boşanmayı talep edebilir. Hakim tarafların boşanması için haklı bir sebep olup olmadığını yargılama sürecinde inceler.

Anlaşmalı Boşanma ile Çekişmeli Boşanma Karşılaştırması (2026)

ÖzellikAnlaşmalı BoşanmaÇekişmeli Boşanma
ŞartlarEvlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı Taraflar her konuda anlaşmalıÖzel veya genel boşanma sebebi gerekli Anlaşma zorunlu değil
SüreGenellikle 1-3 ay (tek celse)1-3 yıl (istinaf/temyiz ile 5 yıla kadar)
MasraflarDaha düşük (~4.000-5.000 TL mahkeme + avukat)Daha yüksek (delil, bilirkişi, duruşma masrafları)
ProtokolZorunlu (imzalı anlaşma protokolü)Gerekli değil
Mahkeme GörünümüTaraflar bizzat hazır bulunmalıAvukatla temsil edilebilir
AvantajHızlı, düşük maliyet, daha az stresİddiaların tam olarak incelenmesi
ŞartlarEvlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı Taraflar her konuda anlaşmalıÖzel veya genel boşanma sebebi gerekli Anlaşma zorunlu değil

Eşime Boşanma Davası Açmak İstiyorum, Ne Yapmalıyım?

Öncelikle boşanma sebebini ve dava türünü belirleyin. Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre özel boşanma sebepleri ve genel boşanma sebebine bağlı olarak çekişmeli boşanma davası açılabilir.

TMK’ya göre özel boşanma davası çeşitleri şunlardır;

  • Zina,
  • Hayata kast,
  • Pek kötü veya onur kırıcı davranış,
  • Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme,
  • Terk,
  • Akıl Hastalığı sebeplerine dayanılarak açılır.

Yukarıda sayılan özel sebeplerin bulunmaması halinde ise evlilik birliğinin temelden sarsılması genel sebebine bağlı olarak çekişmeli boşanma davası açılması gerekir. Eğer eşler boşanma ve tüm sonuçları üzerinde anlaşmışsa anlaşmalı boşanma yolu da tercih edilebilir. Ancak eşlerden biri boşanmak istemiyor veya taraflar nafaka, velayet, tazminat gibi konularda anlaşamıyorsa mecburen çekişmeli boşanma davası açılmalıdır.

Süreç, olaya uygun hazırlanmış bir dava dilekçesinin yetkili Aile Mahkemesine verilmesiyle başlar. Dilekçede boşanma sebepleri, talepler ve dayanılan deliller ile çocuk bulunması halinde velayet ve nafaka talepleri, varsa maddi ve manevi tazminat talepleri belirtilmelidir. Bu süreçte en iyi boşanma avukatı ile çalışmak, dilekçenin güçlü ve eksiksiz hazırlanması açısından büyük avantaj sağlar.

Boşanma Davası Nerede Açılır?

Boşanma davalarında görevli mahkeme “Aile Mahkemesidir”. Boşanmayı düşünen eş boşanma sebeplerini ve taleplerini belirten dilekçeyi hazırladıktan sonra aile mahkemesine hitaben yazdığı dilekçeyi yetkili aile mahkemesine vermelidir.

Boşanma davalarında yetkili mahkeme ise;

  • Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi,
  • Eşlerin son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde davaya Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakar.  Bu durumda aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben boşanma dilekçesini yazmanız gerekir. Örneğin; Bala Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi sıfatıyla) gibi.. Dilekçeyi doğru mahkemeye hitaben yazmak sürecin uzamasını önler.

Boşanma İçin Gerekli Evraklar Nelerdir?

Boşanma davası açılırken sunulması gereken belgeler davanın türüne göre, boşanmanın sebebine göre, taleplerinize ve delillerinize göre değişir. Genel olarak sunulması gereken evraklar;

  • Boşanma dava dilekçesi
  • Kimlik fotokopisi
  • Nüfus kayıt örneği
  • Harç ve gider avansı makbuzu
  • Varsa vekaletname (avukatlı başvurularda)

Sebebe göre gereken deliller işe şunlardır;

  • Zina sebebinde zinaya ilişkin kayıtlar, videolar, otel kayıtları vs,
  • Hayata kast sebebinde darp raporları varsa ceza soruşturması vs,
  • Pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebinde, onur kırıcı davranışı gösteren mesaj kayıtları, darp raporları, videolar vs,
  • Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme sebebinde ceza dosyasına ilişkin kayıtlar, adli sicil kaydı vs,
  • Terk sebebinde ihtarnameler, mesaj kayıtları vs,
  • Akıl Hastalığı sebebinde hastane kayıtları, sağlık raporları vs
  • Varsa vekaletname

Anlaşmalı boşanmalarda ise taraflarca imzalanmış “anlaşmalı boşanma protokolü” dosyaya sunulmalıdır.  Çekişmeli boşanmalarda hangi sebeple dava açılırsa açılasın tüm deliller ve var ise tanık listesi dosyaya eklenmelidir. Tanık delili boşanma davasında en çok kullanılan delillerden olup, boşanma konusu olayları gören, bilen direkt olarak olaylara şahit olmuş kişilerin tanık olarak bildirmek gerekmektedir.

Boşanma Davası Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Dava dilekçesi aile mahkemesine, aile mahkemesi bulunmayan bir yerde olması halinde ise asliye hukuk mahkemesine hitaben yazılır. Yine davanın yetkili mahkemede açılması sürecin uzamaması adına önemlidir.

Boşanma dava dilekçesinde bulunması gerekenler;

  • Tarafların kimlik bilgileri,
  • Boşanma sebebi ve olayların kronolojik açıklaması,
  • Dayanılan deliller,
  • Nafaka, tazminat ve velayet talepleri,
  • Sonuç ve istem bölümü yer almalıdır.

Her evlilik içerisinde farklı dinamikleri barındırır. Bu bakımdan her boşanma dilekçesi de kendisine has olaylar içermektedir. Ayrıca sizin delil olarak kullandığınız hususlar güzel ifade edilmemesi halinde aleyhinize dahi kullanılabilmektedir. Özellikle çekişmeli boşanma davalarında internetten bulunan standart dilekçelerin kullanılması hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Anlaşmalı boşanma, en hızlı boşanma yöntemidir. Anlaşmalı boşanma davası her iki eşin de boşanma ve boşanmanın sonuçları üzerinde uzlaşması ile açılır. Taraflar aralarında anlaşma protokolü hazırlar ve imzalar. Aile mahkemesine boşanma protokolünün imzalı halinin sunulması şarttır. Ancak anlaşmalı boşanma davası açabilmek için bazı şartların yerine gelmesi lazımdır.

Bu şartlara şunlardır;

  • Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması,
  • Eşlerin boşanma ve tüm sonuçları konusunda anlaşması,
  • İmzalı protokol hazırlanması,
  • Tarafların mahkemede bizzat hazır bulunması

Anlaşmalı boşanma davasında dava dilekçesi ile birlikte hazırlanan anlaşmalı boşanma protokolü mahkemeye sunulur. Hakim tarafların iradelerini serbestçe açıkladıklarını tespit ettiğinde boşanmaya karar verebilir. Anlaşmalı boşanma genel olarak tek celsede tamamlanmaktadır. Ancak hakim tarafından taraflarca imzalanan protokolde hukuka aykırı hükümler bulunması, çocuklar yararına aykırı hükümler bulunduğunun tespit edilmesi halinde protokolde değişiklik yapılması gerekebilir. Bu halde boşanma sonraki celseye sarkabilir.

Erkeğin Boşanma Davası Açması Mümkün Müdür?

Evet. Türk hukukunda boşanma davası açma hakkı kadın ve erkek açısından eşittir. Erkeğin boşanma davası açabilmesi için herhangi bir özel şart bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu ile boşanma hakkı hem erkeğe hem kadına verilmiştir. Mahkeme açısından önemli olan davayı açanın cinsiyeti değil, ileri sürülen iddiaların ispat edilip edilemediğidir.

Erkek eş de;

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması,
  • Terk,
  • Zina,
  • Hayata kast,
  • Pek kötü veya onur kırıcı davranışgibi boşanma sebeplerine dayanarak dava açabilir.

Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Boşanma davalarının süresi dava türüne göre değişmektedir. Genel olarak anlaşmalı boşanma davaları tek celsede sonuçlanırken çekişmeli boşanma davasının yıllar sürebilir. Mahkeme tarafından verilen boşanma kararı kesinleşmeden boşanmış sayılmazsınız ve evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğü gibi bir takım yükümlülükler bu süreçte de devam eder.

Boşanma dava türüne göre boşanma dava sürelerine bakacak olursak;

  • Anlaşmalı Boşanma: Tarafların boşanmaya ve boşanmanın sonuçlarına dair tüm hususlarda anlaşması halinde dava genellikle 1 ila 3 ay içerisinde sonuçlanabilmektedir. Bazı adliyelerde bu süre daha kısa da olabilmektedir.
  • Çekişmeli Boşanma:  Çekişmeli boşanma davalarında tanık veya tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması ve bilirkişi incelemeleri nedeniyle süreç çok daha daha uzundur. Uygulamada davalar çoğu zaman 1 ila 3 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Sürece istinaf ve temyiz aşamalarının da dahil olması ile birlikte süreç 5 yıla kadar uzayabilmektedir.

Süresiz Nafaka Kaldırıldı Mı?

Evet. Anayasa Mahkemesi, Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz” yoksulluk nafakası düzenlemesini iptal etti. Bu karar 9 ay sonra (yaklaşık Mart 2027 itibarıyla) yürürlüğe girecek. TBMM’nin yeni bir yasal düzenleme yapması bekleniyor. Mevcut davalarda hâlâ süresiz nafaka talep edilebilse de, ilerleyen süreçte nafaka süre sınırı getirilmesi muhtemeldir.

Param Yok, Nasıl Boşanma Davası Açabilirim?

Maddi durumu yetersiz olan kişiler de boşanma davası açabilir. Geliri bulunmayan veya dava masraflarını karşılayamayacak durumda olan kişiler için düzenlemeler yapılmıştır. Boşanma davası açmak isteyen ancak dava masraflarını veya avukat masraflarını ödeyemeyecek durumda olanlar:

  • Adli yardım talebinde bulunabilir,
  • Bulundukları ilin barosuna başvurarak adli yardım kapsamında avukat görevlendirilmesini isteyebilir,
  • Mahkemeden harç ve giderlerden geçici muafiyet talep edebilirler.

E-Devletten Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma davası doğrudan e-Devlet üzerinden açılamamaktadır. Ancak avukatlar UYAP Avukat Portal üzerinden elektronik ortamda dava açabilmektedir. Vatandaşlar ise e-Devlet ve UYAP Vatandaş Portal üzerinden mevcut davalarını takip edebilir, duruşma günlerini görebilir ve dosya hareketlerini inceleyebilir. Uyap vatandaş üzerinden dava açabilmek için kişinin e-imzasının bulunması gerekir. E imzası bulunmayan kişiler adliyelerin tevzi bürosuna giderek gerekli harçları da yatırarak dava açabilirler.

12. Yargı Paketi boşanma davalarını nasıl etkileyecek?

12. Yargı Paketi’nde çekişmeli boşanma davalarında iki aşamalı yargılama modeli önerilmektedir: Önce boşanma ve velayet kararı verilecek, nafaka ve mal paylaşımı gibi mali konular ise ayrı bir davada ele alınacaktır. Bu düzenleme davaların daha hızlı sonuçlanmasını hedeflemektedir. Paket henüz yasalaşmamıştır; TBMM Genel Kurul sürecinde olup takip edilmelidir.

Şu anki başvurularınız mevcut mevzuata göre ilerleyecektir. Ancak nafaka ve yargılama usulü değişiklikleri, devam eden veya ileride açılacak davalarda süreci ve sonuçları etkileyebilir. Bu nedenle güncel yasal gelişmeleri yakından takip etmenizi ve dava stratejilerinizi buna göre gözden geçirmenizi öneririz.

Çekişmeli Boşanma Davasında Hangi Deliller Kullanılabilir?

Hukuk davalarında esas olarak bir iddiada bulunan iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Boşanma davalarında da bu esas geçerlidir. Bu bakımdan boşanma sebeplerini ileri süren tarafın bu sebeplerini ispatlaması önemlidir. Boşanma davasında hukuka uygun olarak elde edilmesi şartıyla çeşitli deliller sunulabilir.

Kullanılabilecek deliller arasında örnek olarak :

  • Tanık beyanları,
  • Mesaj kayıtları,
  • Sosyal medya yazışmaları,
  • Fotoğraflar,
  • Ses kayıtları (hukuka uygun elde edilmiş olması şartıyla),
  • Hastane raporları,
  • Video kayıtları (hukuka uygun elde edilmiş olması şartıyla),
  • Hastane raporları,
  • Darp raporları,
  • Banka kayıtları,
  • Resmi kurum yazışmaları sunulabilir.


Hukuka Aykırı Elde Edilmiş Delillerle İlgili Önemli Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
24/6/2020 T.,
2020/2359 E.
2020/3302 K.

Boşanma davalarında, özellikle zina (aldatma) sebebine dayanılarak açılan çekişmeli boşanma davalarında delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi büyük önem taşımaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 24/6/2020 tarihli, 2020/2359 E. ve 2020/3302 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere:

“Boşanma hükmüne esas alınan aldatma eylemi, hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller ile ispat edilemez.”

Bu karara göre, mahkeme, davacı tarafın sunduğu delillerin (özellikle mesaj kayıtları, ses/video kayıtları, konum verileri vb.) hukuka aykırı yöntemlerle (örneğin, eşin rızası dışında telefonun izinsiz incelenmesi, yasal olmayan dinleme veya gizli kayıt gibi) elde edilip edilmediğini titizlikle inceler. Hukuka aykırı deliller, boşanma hükmünün dayanağı olamaz ve mahkeme tarafından dikkate alınmaz.

Pratik Sonuçlar:

  • Zina iddiasında bulunan taraf, delillerini hukuka uygun yöntemlerle (örneğin, tanık beyanları, resmi kurum kayıtları, rızaya dayalı mesaj çıktıları vb.) toplamalıdır.
  • Hukuka aykırı delil kullanılması, dava aleyhe dönebilir; karşı tarafın manevi tazminat talebini güçlendirebilir veya davanın reddine yol açabilir.
  • Özellikle dijital deliller (WhatsApp, sosyal medya, e-posta) söz konusu olduğunda, delilin elde edilme yöntemi mahkemece öncelikle değerlendirilir.

Bu karar, 2026 itibarıyla da güncelliğini korumakta olup, çekişmeli boşanma davalarında delil stratejisinin profesyonelce hazırlanmasının ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.

Boşanma Davalarında Avukatın Önemi Nedir?

En iyi boşanma avukatı ile çalışmak, nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı gibi kritik konularda haklarınızın en iyi şekilde korunmasını sağlar. Boşanma davası açılması, yalnızca bir dilekçenin mahkemeye verilmesinden ibaret değildir. Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi önemli hakların korunabilmesi için sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesi gerekir. Özellikle çekişmeli boşanma davalarında yapılacak usul hataları telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Doğanlar Hukuk ve Danışmanlık olarak, anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davalarında müvekkillerimize hukuki destek sunmakta; dava öncesi hazırlık, dava süreci ve boşanmanın sonuçlarına ilişkin tüm aşamalarda profesyonel danışmanlık sağlamaktayız.

Boşanma Davaları ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

  • Boşanma davası açmak için avukat zorunlu mudur?

Hayır. Ancak özellikle çekişmeli boşanma davalarında avukat desteği hak kayıplarının önlenmesi açısından önemlidir.

  • Anlaşmalı boşanma için kaç yıl evli olmak gerekir?

Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir.

  • Boşanma davası açınca evlilik hemen sona erer mi?

Hayır. Evlilik, mahkeme kararının kesinleşmesiyle sona erer.

  • Eşim boşanmak istemezse boşanabilir miyim?

Evet. Kanunda belirtilen boşanma sebeplerinden birine dayanarak çekişmeli boşanma davası açabilirsiniz.

  • Boşanma davası açmak için hangi mahkemeye başvurulur?

Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir

Emsal Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Hukuki Değerlendirme

Aşağıda, boşanma davası süreçlerinde sık karşılaşılan konulara ilişkin emsal kararların özeti ve hukuki değerlendirmesi yer almaktadır. Bu kararlar, TMK md. 166 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması), sadakat yükümlülüğü (TMK md. 185), delil hukuku, manevi tazminat ve anlaşmalı boşanma kurallarının uygulanmasına ışık tutmaktadır.

1. Hukuka Aykırı Delille Aldatma İspatı (Yargıtay 2. HD, 24.06.2020 T., 2020/2359 E., 2020/3302 K.)

Somut olayda, boşanma davasında taraflardan birinin diğerine karşı ileri sürdüğü aldatma (zina) iddiası, hükme esas alınmak istenmiş; ancak bu iddia, tarafların özel hayatının gizliliğini ihlal eden, izinsiz dinleme, gizli kayıt, yetkisiz erişim gibi hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller aracılığıyla ispat edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu deliller, boşanma hükmünün kurulmasında ve kusur durumunun belirlenmesinde temel dayanak olarak sunulmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin boşanma hükmüne esas alınamayacağına karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki delil serbestisi ilkesinin mutlak olmadığını, bu serbestinin ancak hukuka uygun şekilde toplanmış deliller bakımından geçerli olduğunu vurgulamıştır. Anayasa’nın özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarına ilişkin koruma hükümleri ile adil yargılanma ilkesi dikkate alınarak, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağı, aksi halde yargılamanın hukuka uygunluğunun zedeleneceği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Boşanma davalarında, özellikle aldatma gibi ağır kusur iddialarının ispatında delil toplama yöntemlerinin mutlaka hukuka uygun olması zorunludur. Hukuka aykırı delillerle ispat girişimi, iddianın ispatlanamamış sayılmasına yol açar; bu durum hem boşanma kararının dayanağını ortadan kaldırabilir hem de tarafların kusur oranlarının belirlenmesini doğrudan etkiler. Karar, uygulamada delil elde etme sürecine ilişkin sınırları netleştirerek, kişilik haklarının korunması ile ispat hakkı arasındaki dengeyi güçlendirmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

2. Eşini Evden Kovma ve Manevi Tazminat (Yargıtay HGK, 2017/2-2644 E., 2021/68 K.)

Somut olayda, boşanma davasında taraflardan birinin eşini ortak konuttan kovması şeklinde gerçekleşen davranış söz konusudur. Bu eylem, fiziksel şiddet içermemekle birlikte, eşin barınma hakkını ve evlilik birliğinin temelini sarsan bir tutum olarak ileri sürülmüş; davacı taraf bu davranış nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşini evden kovma eyleminin kendi içinde hakaret niteliği taşıdığına ve kişilik haklarına saldırı oluşturduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu tür bir davranışın yalnızca maddi bir sonuç doğurmadığını, aynı zamanda eşin onur, haysiyet ve manevi bütünlüğüne yönelik bir ihlal teşkil ettiğini vurgulamış; dolayısıyla manevi tazminat isteminin reddedilmesinin Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerine aykırı olduğunu belirtmiştir. Gerekçede, evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı saygı ve koruma yükümlülükleri ile kişilik haklarının korunması ilkesi dikkate alınarak, fiziksel şiddetin yokluğunun manevi tazminat hakkını ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Fiziksel şiddet olmasa bile eşini evden kovma gibi davranışlar, kişilik haklarına yönelik saldırı olarak değerlendirilerek manevi tazminata yol açabilir. Karar, boşanma davalarında manevi tazminatın kapsamını genişletmekte; evlilik birliği içinde gerçekleşen aşağılayıcı, dışlayıcı ve onur kırıcı tutumların da tazminat sorumluluğu doğurabileceğini netleştirmektedir. Böylece uygulamada, yalnızca şiddet içeren eylemlerle sınırlı olmayan, daha geniş bir kişilik hakkı koruması sağlanmakta ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

3. Uzun Süren Boşanma Davalarının Anayasal Hak İhlali (Anayasa Mahkemesi(Başvuru Numarası: 2022/22017))

Somut olayda, uzun yıllar süren boşanma yargılamaları nedeniyle başvurucuların özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiği iddia edilmiştir. Yargılamanın makul süreyi aşacak şekilde uzaması, tarafların kişisel ve ailevi yaşamlarını olumsuz etkilemiş; belirsizlik ve stres altında kalan başvurucular, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluna başvurarak hak ihlali tespitini talep etmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve başvurucular lehine manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, yargılamanın gereksiz yere uzamasının, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak, Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayatın gizliliği ve 41. maddesindeki ailenin korunması hükümlerini ihlal ettiğini; ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi kapsamındaki aile hayatına saygı hakkını da zedelediğini belirtmiştir. Gerekçede, devletin yargı süreçlerini makul sürede sonuçlandırma yükümlülüğü bulunduğu, aksi halde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmadığı vurgulanmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Boşanma davalarının gereksiz yere uzaması, Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi kapsamındaki özel hayat ve aile kurma haklarını ihlal edebilir ve devlet sorumluluğu doğurur. Karar, yargı organlarının ve ilgili kurumların boşanma süreçlerini hızlandırması gerektiğini ortaya koymakta; uzun süren yargılamaların yalnızca usulî bir aksaklık değil, aynı zamanda anayasal hak ihlali oluşturabileceğini netleştirmektedir. Böylece uygulamada, makul sürede yargılanma hakkının etkin korunması güçlenmekte ve benzer bireysel başvurularda emsal teşkil etmektedir.

4. “Hişt, Hey veya Islıkla” Seslenme Boşanma Sebebi (Yargıtay 2. HD, 2014/15210 E., 2014/25928 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğerine “hişt”, “hey” şeklinde veya ıslık çalarak seslenmesi söz konusudur. Bu davranış, günlük hayatta sıradan veya önemsiz görünebilecek bir hitap biçimi gibi algılansa da, evlilik birliği içinde eşe karşı sürekli veya bilinçli şekilde sergilenmiş; davacı taraf bu tutumu aşağılayıcı, küçümseyici ve saygısız bir davranış olarak ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu davranışın eşler arasındaki karşılıklı saygı yükümlülüğüne açıkça aykırı olduğuna ve evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte haklı bir boşanma sebebi oluşturduğuna karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, eşlerin birbirine saygı gösterme borcunun yalnızca ağır hakaret veya fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığını vurgulamıştır. “Hişt”, “hey” veya ıslıkla seslenme gibi aşağılayıcı hitap biçimlerinin, eşin onurunu zedelediği, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı ve birliğin devamını çekilmez hale getirdiği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Küçük görünen aşağılayıcı hitaplar ve seslenme biçimleri bile, evlilik birliğini temelinden sarsarak haklı boşanma sebebi oluşturabilir. Karar, boşanma davalarında saygı yükümlülüğünün kapsamını genişletmekte; yalnızca ağır ve bariz ihlallerin değil, sürekli veya bilinçli şekilde sergilenen küçümseyici tutumların da birliği çekilmez kılmaya yeterli olduğunu netleştirmektedir. Böylece uygulamada, eşler arası iletişimdeki aşağılayıcı davranışların hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

5. E-Devlet Hesabına İzinsiz Giriş (Yargıtay 4. HD, 2016/2970 E., 2017/8273 K.)

Somut olayda, boşanma davası devam ederken eşlerden birinin, diğer eşin e-Devlet hesabına izinsiz şekilde girerek kişisel verilere ve özel bilgilere ulaştığı tespit edilmiştir. Bu eylem, dijital ortamda gerçekleşen bir mahremiyet ihlali olarak ileri sürülmüş; davacı taraf, hesabına yetkisiz erişim nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ve manevi zarar uğradığını iddia ederek tazminat talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, e-Devlet hesabına izinsiz giriş eyleminin manevi tazminat gerektiren bir kişilik hakkı ihlali olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği ilkeleri çerçevesinde, e-Devlet gibi resmi ve hassas bilgilerin yer aldığı dijital platformlara yetkisiz erişimin, eşin rızası olmaksızın gerçekleşmesinin Anayasa ve Türk Medeni Kanunu’nda korunan kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığını vurgulamıştır. Boşanma sürecinin devam ediyor olmasının bu ihlali meşrulaştırmayacağı, dijital mahremiyetin fiziksel mekân mahremiyeti kadar korunması gerektiği gerekçesiyle tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Dijital mahremiyet ihlalleri, boşanma sürecinde bağımsız bir manevi tazminat sebebi oluşturur. Karar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni ihlal türlerini hukuki koruma kapsamına almakta; eşler arasında e-Devlet, e-posta veya benzeri dijital hesaplara izinsiz erişimin, kişilik haklarına yönelik saldırı olarak değerlendirileceğini netleştirmektedir. Böylece uygulamada, boşanma davalarında dijital delil elde etme yöntemlerinin sınırları çizilmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

6. Eşin Maaşına El Koyma – Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanma (Yargıtay 2. HD, 2021/72 E., 2021/1765 K.)

Somut olayda, eşlerden erkeğin, karısının maaşını elinde tutarak veya doğrudan el koyarak eşinin kendi gelirini serbestçe kullanmasına engel olduğu tespit edilmiştir. Bu davranış, boşanma davasında ekonomik baskı ve kontrol aracı olarak ileri sürülmüş; davacı kadın, maaşının kendisinden alınmasının ekonomik bağımlılık yarattığını, özgür iradesini kısıtladığını ve evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğini iddia etmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin karısının maaşına el koyma eylemini ekonomik şiddet kapsamına alarak kusurlu davranış kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve eşlerin eşit haklarını düzenleyen hükümleri çerçevesinde, ekonomik kaynaklara el koyma veya kontrol altına almanın, fiziksel şiddet kadar ağır bir ihlal oluşturabileceğini vurgulamıştır. Bu tür davranışın eşin ekonomik özgürlüğünü yok ettiği, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı ve birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığı gerekçesiyle, kusur belirlemesinde aleyhe değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ekonomik şiddet, fiziksel şiddet kadar ağır kusur teşkil edebilir ve hem boşanma hem de manevi/maddi tazminat sonucunu doğurur. Karar, şiddet kavramının yalnızca fiziksel veya psikolojik boyutlarla sınırlı olmadığını, ekonomik baskı ve kaynak kontrolünün de bağımsız bir kusur sebebi oluşturduğunu netleştirmektedir. Böylece uygulamada, boşanma davalarında ekonomik şiddet iddialarının daha etkin şekilde değerlendirilmesi sağlanmakta ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

7. Boşanma Davalarında Feragat ve Affın Etkisi (Yargıtay 2. HD, 2015/26643 E., 2016/2356 K.)

Somut olayda, boşanma davası devam ederken davacı taraf davadan feragat etmiştir. Feragat sonrasında aynı veya benzer gerekçelerle yeniden boşanma davası açılmış; bu yeni davada, feragat tarihinden önceki olaylara ve kusurlu davranışlara dayanılmak istenmiştir. Taraflar arasında feragatin hukuki sonuçları ve geçmiş kusurların durumu tartışma konusu olmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanma davasından feragat edilmesinin, feragat tarihinden önceki tüm kusurların affedildiğini gösterdiğine karar vermiştir. Mahkeme, feragatin yalnızca usulî bir işlem olmadığını, aynı zamanda maddi hukuk bakımından af niteliği taşıdığını vurgulamıştır. Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde, feragatle birlikte önceki olayların bir daha ileri sürülemeyeceği, aksi halde feragatin amacının ve hukuki güvenliğin zedeleneceği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Feragat, geçmiş kusurları siler; yeniden dava açılırken feragat tarihinden önceki olaylar ileri sürülemez. Karar, boşanma davalarında feragatin af etkisi doğurduğunu netleştirerek, tarafların iradesine ve hukuki istikrara önem vermektedir. Böylece uygulamada, feragat sonrası açılan davalarda dayanak alınabilecek olayların kapsamı sınırlandırılmakta ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

8. Boşanma Davasının Açılmasının Ardından Sadakat Yükümlülüğünün Devamı (Yargıtay 2. HD, 2019/1497 E., 2019/8407 K.)

Somut olayda, boşanma davası açıldıktan sonra taraflardan birinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği (aldatma veya sadakatsizlik içeren davranışlar sergilediği) iddia edilmiştir. Dava sürecinde gerçekleşen bu eylemlerin, evlilik birliği henüz sona ermediği için kusur belirlemesinde ve tazminat taleplerinde dikkate alınıp alınamayacağı tartışma konusu olmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, sadakat yükümlülüğünün boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam ettiğine hükmetmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde düzenlenen sadakat borcunun, evlilik birliği fiilen veya hukuken sona ermedikçe geçerli olduğunu vurgulamıştır. Boşanma davasının açılmış olmasının birliği otomatik olarak sona erdirmediği, karar kesinleşinceye kadar eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğünün sürdüğü; bu nedenle dava sırasında gerçekleşen aldatma veya sadakatsizlik eylemlerinin ek kusur oluşturduğu ve manevi tazminat taleplerine dayanak teşkil edebileceği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Boşanma davası sürecinde gerçekleşen aldatma veya sadakatsizlik, ek kusur ve bağımsız tazminat sebebi oluşturur. Karar, sadakat yükümlülüğünün zamansal sınırını netleştirerek, dava devam ederken sergilenen sadakatsiz davranışların kusur ve tazminat hesabında dikkate alınacağını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, boşanma yargılaması süresince tarafların davranışlarının hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

9. Aile Ekonomisi Zorken Estetik Ameliyat Yaptırılması (Yargıtay HGK, 2017/2284 E., 2020/19 K.)

Somut olayda, aile ekonomisinin zor durumda olduğu bir dönemde eşlerden birinin, zorunlu olmayan estetik ameliyat yaptırarak önemli bir harcama gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Bu davranış, ortak ekonomik kaynakların bilinçli şekilde zorlanması ve aile bütçesinin gözetilmemesi olarak ileri sürülmüş; diğer eş, bu tutumun evlilik birliğini sarsan kusurlu bir davranış oluşturduğunu iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aile ekonomisi zor durumdayken eşin estetik ameliyat olmasının boşanma sebebi olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve eşlerin ortak ekonomik sorumluluğunu düzenleyen hükümleri çerçevesinde, aile bütçesinin bilerek ve gereksiz yere zorlanmasının, birliğin devamını çekilmez hale getirebilecek nitelikte kusurlu bir davranış oluşturduğunu vurgulamıştır. Ekonomik güçlük içindeyken zorunlu olmayan harcamaların yapılması, eşler arasındaki karşılıklı güven ve dayanışma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ortak ekonomik yükün bilerek ihlali, evlilik birliğini sarsan kusur sayılır. Karar, eşlerin ekonomik kararlarında aile menfaatini gözetme yükümlülüğünü netleştirmekte; zorunlu olmayan ve bütçeyi zorlayan harcamaların, boşanma davasında bağımsız kusur sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, ekonomik sorumluluk ihlallerinin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

10. Anlaşmalı Boşanmada Tazminat Haklarını Saklı Tutma (Yargıtay 2. HD, 2014/16344 E., 2015/269 K.)

Somut olayda, taraflar anlaşmalı boşanma için protokol düzenlemiş; ancak bu protokolde tazminat haklarının saklı tutulduğu belirtilmiştir. Yani nafaka, maddi-manevi tazminat veya mal rejimine ilişkin bazı mali sonuçlar açıkça çözüme kavuşturulmamış, ileride dava konusu edilebilecek şekilde rezerv konulmuştur. Bu şekilde hazırlanan protokolle anlaşmalı boşanma talebinde bulunulmuştur.

Mahkeme, tazminat haklarının saklı tutulduğu bir protokolle anlaşmalı boşanma kararı verilemeyeceğine hükmetmiştir. Gerekçede, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanmanın kabul edilebilmesi için tarafların boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat ve mal paylaşımı) konusunda eksiksiz ve kesin bir anlaşmaya varmış olmaları gerektiği vurgulanmıştır. Hakların saklı tutulması, anlaşmanın eksik ve belirsiz olması anlamına geldiğinden, mahkemenin bu şekilde protokolü onaylayarak boşanma kararı vermesi mümkün değildir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Anlaşmalı boşanmada tüm mali sonuçlar (nafaka, tazminat, mal paylaşımı) kesin ve açık şekilde düzenlenmelidir. Karar, anlaşmalı boşanma protokollerinin kapsamını netleştirerek, kısmi veya saklı tutulan haklarla yapılan anlaşmaların geçersiz sayılacağını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, tarafların ve mahkemelerin protokol hazırlarken tüm mali sonuçları eksiksiz çözümleme zorunluluğu pekişmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

11. Boşanma Sebebi Olarak Eşin Eğitim Hakkını Engelleme (Yargıtay 2. HD, 2020/4728 E., 2020/5981 K.)

Somut olayda, eşlerden erkeğin, kadının eğitim hakkını engellediği tespit edilmiştir. Bu engelleme, kadının okula devam etmesine, sınavlara girmesine veya eğitimine ilişkin diğer faaliyetlerine bilinçli şekilde engel olma, destek vermeme ya da baskı uygulama şeklinde gerçekleşmiş; davacı kadın, bu tutumun kişisel gelişimini ve temel haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin eğitim hakkını engelleme eylemini tam kusur saymıştır. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve eşlerin kişilik haklarını koruyan hükümleri çerçevesinde, eğitim hakkının Anayasa ile güvence altına alınan temel bir kişisel gelişim hakkı olduğunu vurgulamıştır. Eşin bu hakkı bilerek engellemesinin, birliğin temelinden sarsılmasına yol açan ağır bir kusur oluşturduğu; karşılıklı saygı, destek ve kişilik haklarına saygı yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Kişisel gelişim ve eğitim hakkına müdahale, ağır kusur teşkil eder. Karar, eşler arasındaki ilişkide eğitim ve kişisel gelişim haklarının korunması gerektiğini netleştirmekte; bu haklara yönelik engellemelerin boşanma davasında tam kusur olarak değerlendirileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, eğitim hakkına müdahalenin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

12. Boşanma Sebebi Olarak Doğumda Destek Olmama (Yargıtay 2. HD, 2017/5985 E., 2019/1767 K.)

Somut olayda, eşlerden erkeğin, kadının doğum sırasında yanında bulunmaması ve hiçbir şekilde destek vermemesi söz konusudur. Bu davranış, doğum gibi son derece kritik ve zor bir süreçte eşin yalnız bırakılması şeklinde gerçekleşmiş; davacı kadın, bu tutumun duygusal ve fiili destek yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin doğum sırasında yanında olmaması ve destek vermemesini tam kusur ve haklı boşanma sebebi kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı yardım, destek ve dayanışma yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, doğum gibi hayati ve duygusal açıdan yoğun bir dönemde eşin yalnız bırakılmasının, birliğin temelinden sarsılmasına yol açan ağır bir kusur oluşturduğunu vurgulamıştır. Bu tür bir ihmalin, eşler arasındaki güven, bağlılık ve koruma borcunu açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Kritik anlarda duygusal ve fiili destek yükümlülüğünün ihlali ağır kusur oluşturur. Karar, evlilik birliğinde yalnızca günlük yükümlülüklerin değil, özel ve zor dönemlerdeki destek borcunun da hukuken korunması gerektiğini netleştirmekte; doğum gibi kritik süreçlerdeki ihmallerin boşanma davasında tam kusur olarak değerlendirileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, eşler arası destek yükümlülüğünün kapsamı daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

13. Boşanma Sebebi Olarak Eş Hakkında Asılsız Şikayette Bulunma (Yargıtay 2. HD, 11.04.2017 T., 2016/25629 E., 2017/4166 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğeri hakkında asılsız suç duyurusunda bulunduğu tespit edilmiştir. Bu şikayet, gerçekte var olmayan veya kanıtlanamayan fiiller üzerinden resmi mercilere yapılmış; davacı taraf, bu davranışın iftira niteliği taşıdığını, onurunu ve kişilik haklarını zedelediğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eş hakkında asılsız suç duyurusunda bulunulmasını boşanma sebebi saymıştır. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve kişilik haklarının korunmasını düzenleyen hükümleri çerçevesinde, asılsız şikayetlerin eşler arasındaki güveni temelinden sarstığını ve birliğin devamını çekilmez hale getirdiğini vurgulamıştır. Bu tür davranışların, iftira niteliği taşıyarak kişilik haklarına saldırı oluşturduğu ve karşılıklı saygı yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: İftira niteliğindeki şikayetler, kişilik haklarını ihlal eder ve kusur belirlemesinde etkilidir. Karar, boşanma davalarında asılsız ihbar ve şikayetlerin bağımsız bir boşanma ve kusur sebebi oluşturduğunu netleştirmekte; eşler arasında hukuki yolların kötüye kullanılmasının ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, iftira niteliğindeki davranışların hukuki değerlendirmesi daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

14. Ölen Eski Eşin Fotoğraflarını Tutma ve Kıyas Boşanma Sebebi (Yargıtay 2. HD, 2019/7388 E., 2019/11613 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin, ölen eski eşinin fotoğraflarını evin sürekli görünür yerlerinde tutması ve mevcut eşiyle bu fotoğraflar üzerinden kıyaslama yapması söz konusudur. Bu davranış, yeni eşin duygusal olarak ihmal edildiği, sürekli olarak eski eşle karşılaştırıldığı ve aşağılayıcı bir tutuma maruz bırakıldığı şeklinde ileri sürülmüş; davacı taraf bu durumun evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğini iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ölen eski eşin fotoğraflarının sürekli görünür yerde tutulması ve kıyas yapılmasını boşanma sebebi olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı saygı, sevgi ve bağlılık yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, yeni eşe yönelik bu tür duygusal ihmal ve aşağılayıcı tutumların birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığını vurgulamıştır. Eski eşin anısının abartılı şekilde yaşatılması ve mevcut eşle kıyaslanması, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı ve güven duygusunu zedelediği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Yeni eşe yönelik duygusal ihmal ve aşağılama, evlilik birliğini sarsar. Karar, geçmişe ait duygusal bağların mevcut evliliğe zarar verecek şekilde sürdürülmesinin hukuki sonuçlarını netleştirmekte; bu tür davranışların boşanma davasında bağımsız kusur ve boşanma sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, duygusal ihmal ve kıyaslama içeren tutumların değerlendirilmesi daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

15. Boşanma Sebebi Olarak “Oğlum” Hitabı ve Kilo Dalga Geçme (Yargıtay 2. HD, 2016/6232 E., 2017/11551 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğerine sürekli “oğlum” şeklinde hitap etmesi ve kilosuyla alay etmesi söz konusudur. Bu davranışlar, aşağılayıcı, küçümseyici ve alaycı nitelik taşıyan hitap ve yorumlar şeklinde gerçekleşmiş; davacı taraf, bu tutumların onurunu zedelediğini, kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ve evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin diğerine “oğlum” şeklinde hitap etmesi ve kilosuyla alay etmesini boşanma nedeni kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı saygı yükümlülüğünü düzenleyen hükümleri çerçevesinde, sürekli aşağılayıcı ve alaycı davranışların birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığını vurgulamıştır. “Oğlum” gibi küçümseyici hitaplar ile fiziksel görünüm üzerinden yapılan alayların, eşin onur ve haysiyetini zedelediği, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle kusurlu davranış olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Sürekli aşağılayıcı ve alaycı davranışlar, saygı yükümlülüğünün ağır ihlalidir. Karar, boşanma davalarında günlük hitap biçimleri ve alaycı tutumların da bağımsız boşanma sebebi oluşturabileceğini netleştirmekte; eşler arasındaki iletişimde saygı sınırının aşılmasının hukuki sonuçlarını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, aşağılayıcı dil ve alay içeren davranışların değerlendirilmesi daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

16. Sevgililer Günü ve Özel Günlerin Unutulması (Yargıtay 2. HD, 2015/20218 E., 2016/13513 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin Sevgililer Günü’nü unutması ve eşini özel günlerde (doğum günü, yıldönümü gibi) yalnız bırakması söz konusudur. Bu davranışlar, duygusal ilginin sistematik şekilde ihmal edilmesi ve ortak hayatın gereklerinin yerine getirilmemesi olarak ileri sürülmüş; davacı taraf, bu tutumların evlilik birliğini duygusal olarak zayıflattığını ve çekilmez hale getirdiğini iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Sevgililer Günü’nün unutulması ve eşin özel günlerde yalnız bırakılmasını boşanma sebebi olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı sevgi, saygı ve ilgi yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, özel günlerin sürekli ihmal edilmesinin birliğin temelinden sarsılmasına yol açabileceğini vurgulamıştır. Duygusal ilginin sistematik şekilde gösterilmemesi, eşler arasındaki bağın zayıflamasına ve güven duygusunun zarar görmesine neden olduğu gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Duygusal ilgi ve ortak hayatın gereklerinin sistematik ihmal edilmesi, birliği sarsar. Karar, boşanma davalarında yalnızca ağır hakaret veya şiddetin değil, duygusal ihmal ve özel günlerin sürekli unutulması gibi davranışların da bağımsız boşanma sebebi oluşturabileceğini netleştirmektedir. Böylece uygulamada, duygusal destek ve ilgi yükümlülüğünün kapsamı daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

17. Ceza Davasında Şikayetten Vazgeçme Boşanma Davası Açısından Af Sayılma (Yargıtay 2. HD, 2018/1054 E., 2018/2622 K.)

Somut olayda, eşler arasında yaşanan bir olay nedeniyle açılan ceza davasında şikayetten vazgeçilmiştir. Bu vazgeçme sonrasında, aynı olaylar boşanma davasında kusur ve boşanma sebebi olarak ileri sürülmüş; taraflar arasında ceza hukukundaki şikayetten vazgeçmenin aile hukuku bakımından af etkisi doğurup doğurmadığı tartışma konusu olmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ceza davasında şikayetten vazgeçilmesinin boşanma davası açısından af sayılmadığına karar vermiştir. Mahkeme, ceza hukuku ile aile hukukunun farklı amaç ve sonuçlara sahip olduğunu vurgulamış; şikayetten vazgeçmenin yalnızca ceza yargılamasını sona erdiren usulî bir işlem olduğunu belirtmiştir. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde, boşanma davasında kusur belirlemesi yapılırken ceza dosyasındaki vazgeçmenin otomatik olarak af niteliği taşımadığı, olayların aile hukuku bakımından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ceza hukukundaki vazgeçme, aile hukuku açısından otomatik af etkisi doğurmaz. Karar, iki hukuk dalı arasındaki ayrımı netleştirerek, ceza yargılamasındaki işlemlerin boşanma davasındaki kusur ve tazminat taleplerini doğrudan etkilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, şikayetten vazgeçmenin aile hukuku sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

18. Boşanma Davasında Aile Müdahalesini Engelleyememe (Yargıtay 2. HD, 2020/356 E., 2020/1767 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin ailesinin evlilik birliğine aşırı ve sürekli şekilde müdahale ettiği, diğer eşin ise bu müdahaleleri engelleyemediği veya engellemek için yeterli çabayı göstermediği tespit edilmiştir. Bu durum, evlilik birliğinin dışarıdan gelen baskılarla sarsılması ve eşin birliği koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi olarak ileri sürülmüş; davacı taraf, aile müdahalesinin birliği çekilmez hale getirdiğini iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin ailesinin evliliğe aşırı müdahalesini engelleyememesini ağır kusur kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin korunması ve eşlerin karşılıklı destek yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, eşin kendi ailesinin müdahalelerine karşı birliği korumakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır. Aile müdahalesinin engellenmemesi veya buna göz yumulması, evlilik birliğinin bağımsızlığını zedelediği ve diğer eşin güven duygusunu sarstığı gerekçesiyle ağır kusurlu davranış olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Eş, aile müdahalesine karşı evlilik birliğini korumakla yükümlüdür. Karar, boşanma davalarında aile kökenli müdahalelerin kusur belirlemesindeki yerini netleştirmekte; eşin kendi ailesine karşı birliği savunma borcunun ihlalinin ağır kusur oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, aile müdahalesi iddialarının hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

19. Boşanma Sebebi Olarak Evlilik Öncesi Bilinen Kusurlar (Yargıtay 2. HD, 2023/199 E., 2023/2798 K.)

Somut olayda, boşanma davasında ileri sürülen kusurların, evlilik birliği kurulmadan önce bilinen ve taraflarca kabul edilen nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf, bu önceden bilinen kusurları sonradan boşanma sebebi olarak ileri sürmüş; davalı ise evlilikle birlikte bu kusurların kabul edildiğini ve artık boşanma gerekçesi yapılamayacağını savunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik öncesinde bilinen kusurların boşanma sebebi olamayacağına hükmetmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin kurulması ve af/rıza etkisine ilişkin ilkeleri çerçevesinde, tarafların evlilik kararı verirken bilinen kusurları kabul etmiş sayılacağını vurgulamıştır. Evlilikle birlikte bu kusurlara rıza gösterilmiş veya bunlar affedilmiş kabul edildiğinden, sonradan aynı kusurların boşanma davasında ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Evlilikle kabul edilen kusurlar, sonradan boşanma gerekçesi yapılamaz (af/rıza etkisi). Karar, evlilik öncesi bilinen kusurların hukuki durumunu netleştirerek, tarafların evlilik kararıyla birlikte bu kusurları peşinen kabul etmiş sayılacağını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, boşanma davalarında dayanak alınabilecek olayların zamansal sınırı daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

20. Makul Sebep Yokken Çocuk İstememe (Yargıtay 2. HD, 2019/4035 E., 2019/11741 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin makul bir sağlık, ekonomik veya benzeri gerekçe olmaksızın çocuk sahibi olmayı istemediği ve bu konuda diğer eşin iradesini engellediği tespit edilmiştir. Bu tutum, ortak çocuk sahibi olma konusunda anlaşmazlık yaratmış; davacı taraf, çocuk istememenin evlilik birliğinin temel amaçlarından birini haksız yere engellediğini ve birliği sarsıcı nitelik taşıdığını ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, makul bir sebep olmaksızın çocuk istememeyi kusur olarak kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin amaçlarını ve eşlerin karşılıklı yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, ortak çocuk sahibi olma iradesinin haksız şekilde engellenmesinin birliğin temelinden sarsılmasına yol açabileceğini vurgulamıştır. Makul bir gerekçe bulunmaksızın çocuk istememenin, eşler arasındaki ortak hayat planını ve duygusal bağları zedelediği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ortak çocuk sahibi olma iradesinin haksız engellenmesi, birliği sarsabilir. Karar, boşanma davalarında çocuk sahibi olma konusundaki anlaşmazlıkların kusur belirlemesindeki yerini netleştirmekte; makul sebep olmaksızın çocuk istememenin bağımsız bir kusur sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, bu tür irade çatışmalarının hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

21. Taşınmaz Devri Sonrası Kullanım (Yargıtay 7. HD, 2021/3536 E., 2022/2085 K.)

Somut olayda, eşler arasında bir taşınmazın devri gerçekleşmesine rağmen, devreden eşin taşınmazı kullanmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Bu durum, boşanma sürecinde haksız işgal iddiasına konu olmuş; devralan taraf, devir sonrasında kullanımın haksız hale geldiğini ve ecrimisil (haksız işgal tazminatı) talep edilebileceğini ileri sürmüştür.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, haksız işgalin ancak boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren başlayacağına karar vermiştir. Mahkeme, boşanma kararı kesinleşmeden önce mal rejimine ilişkin hükümlerin henüz sonuç doğurmadığını, eşlerin ortak konut veya taşınmaz üzerindeki kullanım haklarının devam ettiğini vurgulamıştır. Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimi ve boşanmanın sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde, boşanma kesinleşmeden yapılan devir sonrasında bile kullanımın otomatik olarak haksız işgal sayılmayacağı gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Boşanma kesinleşmeden mal rejimine ilişkin kullanım hakları devam eder. Karar, boşanma sürecinde taşınmaz kullanımı ve ecrimisil taleplerinin zamansal sınırını netleştirmekte; haksız işgalin ancak kararın kesinleşmesiyle başlayacağını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, mal rejimi tasfiyesi ve kullanım haklarına ilişkin uyuşmazlıkların değerlendirilmesi daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

22. Davacının Annesinin Tanıklığı (Yargıtay 2. HD, 2019/7466 E., 2019/11948 K.)

Somut olayda, boşanma davasında davacının annesi tanık olarak dinlenmiş ve beyanları hükme esas alınmak istenmiştir. Karşı taraf, tanığın davacının yakını olması nedeniyle beyanlarının tarafsız olamayacağını ve delil olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek itiraz etmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yakının (davacının annesinin) tanıklığının hükme esas alınabileceğine hükmetmiştir. Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki tanıklığa ilişkin hükümler çerçevesinde, aile bireylerinin tanık olarak dinlenmesinin mutlak bir red sebebi oluşturmadığını vurgulamıştır. Tanığın yakınlık ilişkisi, beyanlarının değerlendirilmesinde dikkate alınacak bir unsur olmakla birlikte, mahkemenin delilleri serbestçe takdir yetkisi kapsamında bu beyanların hükme esas alınabileceğini kabul etmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Aile bireylerinin tanıklığı, delil değeri açısından mutlak red sebebi değildir; mahkeme takdir yetkisini kullanır. Karar, boşanma davalarında yakın akrabaların tanıklığının geçerliliğini netleştirerek, bu tür beyanların otomatik olarak dışlanamayacağını ve mahkemenin somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapması gerektiğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, tanık delillerinin kabulü ve takdirine ilişkin sınırlar daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

23. Giyim, Toplantı ve Görüşmelere Müdahale (Yargıtay 2. HD, 2020/1135 E., 2020/2210 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğerinin giyim tarzına, katılacağı toplantılara, gideceği yerlere ve görüşeceği kişilere sürekli ve aşırı şekilde müdahale ettiği tespit edilmiştir. Bu müdahaleler, eşin kişisel tercihlerini ve özgürlük alanını kısıtlayan baskıcı tutumlar şeklinde gerçekleşmiş; davacı taraf, bu davranışların kişilik haklarını ve bireysel özerkliğini ihlal ettiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin giyim tarzına, toplantılara ve görüşmelere müdahale edilmesini boşanma sebebi saymıştır. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve eşlerin kişilik haklarını koruyan hükümleri çerçevesinde, kişisel özgürlüklere yönelik aşırı müdahalelerin birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığını vurgulamıştır. Giyim, sosyal ilişkiler ve hareket özgürlüğüne yönelik sürekli baskının, karşılıklı saygı ve güven yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Kişisel özgürlüklere aşırı müdahale, evlilik birliğini temelinden sarsar. Karar, boşanma davalarında bireysel özerkliğe yönelik baskıcı tutumların bağımsız boşanma ve kusur sebebi oluşturabileceğini netleştirmekte; eşler arasındaki kontrol ve müdahale sınırlarını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, kişisel özgürlük ihlallerinin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

24. Eski Kız Arkadaş Fotoğraflarını Saklama (Yargıtay 2. HD, 23.05.2019 T., 2018/5497 E., 2019/6717 K.)

Somut olayda, eşlerden erkeğin eski kız arkadaşının fotoğraflarını saklamaya devam ettiği tespit edilmiştir. Bu davranış, evlilik birliği içinde geçmiş bir ilişkiye ait hatıraların bilinçli şekilde muhafaza edilmesi şeklinde gerçekleşmiş; davacı kadın, bu tutumun güven duygusunu sarstığını, sadakat yükümlülüğünü zedelediğini ve birliği çekilmez hale getirdiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin eski kız arkadaşının fotoğraflarını saklamasını güven sarsıcı nitelikte ve kusur olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun sadakat ve karşılıklı güven yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, geçmiş ilişkilere ait hatıraların evlilik sırasında saklanmasının eşler arasındaki güveni temelinden zedeleyebileceğini vurgulamıştır. Bu tür davranışların, duygusal bağlılık ve sadakat borcuna aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Geçmiş ilişkilere ait hatıraların saklanması, sadakat ve güven duygusunu zedeler. Karar, boşanma davalarında geçmişe ait duygusal bağların mevcut evliliğe etkisi konusunda netlik sağlamakta; eski ilişkilere ait fotoğraf veya benzeri hatıraların saklanmasının bağımsız kusur sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, güven sarsıcı davranışların kapsamı daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

25. Üçüncü Kişiler Önünde Küçültücü İfadeler (Yargıtay 2. HD, 2018/3569 E., 2019/4793 K.)

Somut olayda, kadının eşi hakkında üçüncü kişiler önünde “bundan koca olmaz, gerizekalı” gibi küçültücü ve aşağılayıcı ifadeler kullandığı tespit edilmiştir. Bu davranış, kamuya açık şekilde eşin onurunu ve haysiyetini zedeleyen sözler şeklinde gerçekleşmiş; davacı erkek, bu tutumun kişilik haklarına ağır saldırı oluşturduğunu ve evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının eşi hakkında üçüncü kişiler önünde küçültücü ifadeler kullanmasını ağır kusur saymıştır. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı saygı yükümlülüğünü ve kişilik haklarının korunmasını düzenleyen hükümleri çerçevesinde, kamuya açık aşağılamanın birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığını vurgulamıştır. “Bundan koca olmaz, gerizekalı” gibi ifadelerin, eşin onurunu ağır şekilde zedelediği ve kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle ağır kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Kamuya açık aşağılama, kişilik haklarına ağır saldırı ve boşanma sebebidir. Karar, boşanma davalarında üçüncü kişiler önünde kullanılan küçültücü ifadelerin bağımsız ve ağır kusur oluşturduğunu netleştirmekte; eşler arasındaki saygı sınırının kamusal alanda aşılmasının hukuki sonuçlarını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, aşağılayıcı dil kullanımının değerlendirilmesi daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

26. Dedektif Fotoğraflarının Delil Niteliği (Yargıtay 2. HD, 2018/1268 E., 2019/3978 K.)

Somut olayda, sadakat ihlali (aldatma) iddiasının ispatı amacıyla dedektif tarafından çekilen fotoğraflar delil olarak sunulmuştur. Bu fotoğraflar, eşin özel hayat alanına gizlice müdahale edilerek elde edilmiş; davacı taraf, söz konusu görüntülerin sadakat yükümlülüğünün ihlalini kanıtladığını ileri sürerek kusur belirlemesinde ve boşanma kararında esas alınmasını talep etmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, hukuka aykırı delil niteliğindeki dedektif fotoğraflarının kusur belirlemesinde esas alınamayacağına hükmetmiştir. Mahkeme, Anayasa’nın özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarını koruyan hükümleri ile delil serbestisi ilkesinin hukuka uygunluk şartına bağlı olduğunu vurgulamıştır. Özel hayatın gizliliğini ihlal ederek elde edilen fotoğrafların, ispat gücü bulunmadığı ve yargılamada kullanılamayacağı gerekçesiyle bu sonuca varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Özel hayatın gizliliğini ihlal eden deliller, ispat gücünden yoksundur. Karar, boşanma davalarında delil elde etme yöntemlerinin sınırlarını netleştirerek, dedektif veya benzeri yollarla özel hayata müdahale edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılacağını ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, delil hukuka uygunluğu ilkesi pekişmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

27. Sürekli Annesinin Evine Gitme (Yargıtay 2. HD, 2020/6499 E., 2021/935 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin iş çıkışı sürekli olarak annesinin evine gitmesi ve ortak konuta geç veya hiç dönmemesi söz konusudur. Bu davranış, ortak yaşamın sistematik şekilde ihmal edilmesi ve eşin yalnız bırakılması şeklinde gerçekleşmiş; davacı taraf, bu tutumun evlilik birliğinin getirdiği bir arada yaşama ve ortak hayat yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin iş çıkışı sürekli annesinin evine gitmesini boşanma sebebi kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, ortak yaşamın bilinçli ve sistematik şekilde ihmal edilmesinin birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığını vurgulamıştır. Eşin sürekli olarak ailesinin yanına gitmesi ve ortak konutu ihmal etmesi, karşılıklı destek, ilgi ve bir arada yaşama borcunu ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ortak yaşamın sistematik ihmal edilmesi, birliği sarsar. Karar, boşanma davalarında eşin ailesine aşırı bağlılık göstererek ortak hayatı ihmal etmesinin bağımsız boşanma ve kusur sebebi oluşturabileceğini netleştirmekte; bir arada yaşama yükümlülüğünün kapsamını ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, ortak yaşamın ihmaline ilişkin iddiaların hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

28. Fiziksel Temas Olmadan Üzerine Yürüme (Yargıtay 2. HD, 11.01.2016 T., 2015/10721 E., 2016/327 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğerinin üzerine fiziksel temas olmaksızın yürümesi ve bu şekilde korkutucu, tehditkâr bir tutum sergilemesi söz konusudur. Bu davranış, fiziksel şiddet içermemekle birlikte, eşe yönelik baskı, korkutma ve sindirme amacı taşıyan bir eylem olarak ileri sürülmüş; davacı taraf, bu tutumun kişilik haklarını ve güven duygusunu zedelediğini iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, fiziksel temas olmaksızın eşin üzerine yürünmesini boşanma sebebi saymıştır. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve şiddet kavramını düzenleyen hükümleri çerçevesinde, fiziksel temasın bulunmamasının bu tür davranışları şiddet kapsamı dışına çıkarmayacağını vurgulamıştır. Üzerine yürüme gibi tehdit ve korkutma niteliğindeki eylemlerin, eşin güvenliğini ve psikolojik bütünlüğünü zedelediği, birliğin temelinden sarsılmasına yol açtığı gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Tehdit ve korkutma niteliğindeki davranışlar da şiddet kapsamında değerlendirilir. Karar, boşanma davalarında şiddet kavramının yalnızca fiziksel temas içeren eylemlerle sınırlı olmadığını netleştirmekte; korkutma, sindirme ve tehdit içeren tutumların da bağımsız boşanma ve kusur sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, psikolojik ve tehditkâr şiddetin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

29. Habersiz Kredi Çekme (Yargıtay 2. HD, 25.04.2018 T., 2016/16861 E., 2018/5575 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin diğerinden habersiz şekilde kredi çektiği tespit edilmiştir. Bu davranış, ortak ekonomik geleceğe tek taraflı müdahale niteliği taşıyan ve ailenin mali durumunu etkileyen bir eylem olarak ileri sürülmüş; davacı taraf, habersiz kredi çekilmesinin güven duygusunu sarstığını ve evlilik birliğini zedelediğini iddia ederek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşten habersiz kredi çekilmesini güven sarsıcı nitelikte ve boşanma sebebi kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin ekonomik yükümlülüklerini ve eşler arasındaki karşılıklı güven ilkesini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, ortak mali geleceğe tek taraflı müdahalenin birliğin temelinden sarsılmasına yol açabileceğini vurgulamıştır. Habersiz kredi çekmenin, eşler arasındaki güveni zedelediği ve ekonomik dayanışma borcunu ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Ortak ekonomik geleceğe tek taraflı müdahale, güveni zedeler. Karar, boşanma davalarında ekonomik kararların eşlerin ortak iradesine dayanması gerektiğini netleştirmekte; habersiz borçlanma veya kredi işlemlerinin bağımsız güven sarsıcı kusur ve boşanma sebebi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece uygulamada, ekonomik güven ihlallerinin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

30. Aldatma ile Şiddetin Kusur Ağırlığı Karşılaştırması (Yargıtay 2. HD, 2016/21007 E., 2018/8021 K.)

Somut olayda, boşanma davasında hem aldatma (sadakat ihlali) hem de fiziksel şiddet iddiaları birlikte ileri sürülmüş ve tarafların kusur ağırlıkları karşılaştırılmıştır. Mahkeme, her iki eylemin de evlilik birliğini sarsan nitelikte olduğunu kabul etmekle birlikte, hangi davranışın daha ağır kusur teşkil ettiği konusunda değerlendirme yapmak zorunda kalmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, aldatmanın şiddetten daha ağır kusur olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun sadakat yükümlülüğünü ve boşanma sebeplerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, sadakat ihlalinin evlilik birliğinin temel unsurlarından birini doğrudan yok ettiğini vurgulamıştır. Fiziksel şiddetin de ağır bir ihlal olduğu kabul edilmekle birlikte, aldatmanın birliğin duygusal ve ahlaki temelini daha köklü şekilde sarstığı gerekçesiyle, kusur karşılaştırmasında sadakat ihlalinin birçok somut olayda daha ağır kusur olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Kusur karşılaştırmasında sadakat ihlali, birçok durumda fiziksel şiddete göre daha ağır kabul edilebilir. Karar, boşanma davalarında kusur oranlarının belirlenmesinde sadakat yükümlülüğünün özel ağırlığını netleştirmekte; aldatma ile şiddetin birlikte bulunduğu davalarda mahkemelerin nasıl bir değerlendirme yapması gerektiğine dair yol gösterici nitelik taşımaktadır. Böylece uygulamada, kusur sıralamasına ilişkin belirsizlikler azaltılmakta ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.

31. Sosyal Medya ve İnternette Aşırı Zaman Geçirme (Yargıtay 2. HD, 2014/19849 E., 2015/4186 K.)

Somut olayda, eşlerden birinin zamanının büyük bir kısmını sosyal medya ve internette geçirdiği, ortak yaşama ve eşine yeterli ilgi göstermediği tespit edilmiştir. Bu davranış, dijital ortama aşırı bağımlılık ve evlilik birliğinin gerektirdiği ortak zamanın sistematik şekilde ihmal edilmesi şeklinde gerçekleşmiş; davacı taraf, bu tutumun evlilik mutluluğunu sağlama yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin zamanının çoğunu sosyal medya ve internette geçirmesini evlilik mutluluğunu sağlama yükümlülüğüne aykırı ve boşanma için haklı sebep olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı ilgi, destek ve ortak yaşam yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri çerçevesinde, dijital bağımlılığın birliğin temelinden sarsılmasına yol açabileceğini vurgulamıştır. Ortak yaşama ilgisizlik ve sürekli dijital ortamda vakit geçirmenin, eşler arasındaki duygusal bağı zedelediği gerekçesiyle kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu kararın hukuki önemi şudur: Dijital bağımlılık ve ortak yaşama ilgisizlik, modern boşanma sebepleri arasındadır. Karar, teknolojinin günlük hayata etkisini dikkate alarak, sosyal medya ve internetin aşırı kullanımının bağımsız boşanma ve kusur sebebi oluşturabileceğini netleştirmektedir. Böylece uygulamada, dijital çağın getirdiği yeni ihmal türlerinin hukuki sonuçları daha açık hale gelmekte ve benzer davalarda emsal teşkil etmektedir.