FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak iddiasına dayanan kamu görevinden çıkarma, meslekten çıkarma ya da OHAL Komisyonu ret kararına karşı açılan iptal davasına uygulamada FETÖ göreve iade davası denilir. Bu davada mahkeme, kural olarak kişinin ceza hukuku anlamında terör örgütü üyesi olup olmadığını hükme bağlamak zorunda değildir. İncelemenin odağında, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka uygun olup olmadığı yer alır.
Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır. Ancak bütün ihraçlar aynı usulle doğmaz. KHK listesiyle yapılan çıkarmalarda klasik yol, disiplin kurulu değil; 685 sayılı KHK ve 7075 sayılı Kanun çerçevesindeki OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu sürecidir. Komisyon ret kararına karşı kural olarak Ankara idare mahkemelerinde, tebliğden itibaren 60 gün içinde iptal davası açılır. OHAL sonrası dönemde 657 sayılı Kanun, özel personel kanunları veya güvenlik soruşturması mevzuatına dayanılarak tesis edilen işlemlerde ise doğrudan idare mahkemesi yoluna gidilir.
Kısaca kural şudur; ceza davasındaki beraat, takipsizlik veya kesinleşmemiş mahkûmiyet idari davayı kendiliğinden kazandırmaz veya kaybettirmez. Asıl olan, irtibat/iltisak tespitinin kişiye özgü, denetime elverişli ve gerekçeli olmasıdır.

KHK ihraç, disiplin çıkarma ve güvenlik soruşturması aynı dava değildir.
Uygulamada sık karıştırılan üç yol vardır.
1. KHK listesiyle kamu görevinden çıkarma
Kişi, ilgili KHK ek listesinde adı yer almak suretiyle görevinden çıkarılır. Bu işlemde kural olarak savunma alınmaz, disiplin kurulu karar vermez. Denetim önce OHAL Komisyonunda, ret halinde idari yargıda yapılır.
2. Disiplin soruşturması ve Kamu Görevinden Çıkarma
657 sayılı Kanun m. 125 ve ilgili özel kanunlar uyarınca soruşturma açılır, savunma alınır, kurul karar verir. Dava, işlemi tesis eden idarenin yargı çevresindeki idare mahkemesinde açılır. Hâkim ve savcılar yönünden ilk inceleme mercisi çoğu dosyada Danıştay’dır.
3. Güvenlik soruşturması / arşiv araştırması olumsuzluğu
Atama, göreve başlatma veya göreve iade sonrası yeni işlemlerde 7315 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik devreye girer. Bu davada da “örgüt üyeliği mahkûmiyeti” değil, işlemin dayandığı somut olgular ve ölçülülük denetlenir.
Aynı delil seti (ByLock, Bank Asya, Garson, sendika, tanık) bu üç yolda da tartışılır. Fakat süre, yetkili mahkeme, icra rejimi ve AYM’nin Anayasa m. 15’i uygulama biçimi değişir. OHAL döneminde alınan tedbirlerde AYM, özel hayata saygı hakkını Anayasa m. 20 ile birlikte m. 15 çerçevesinde inceler. Olağan dönemde tesis edilen işlemlerde olağan dönem ölçülülük denetimi geçerlidir.
FETÖ Göreve İade Davası Nedir?
İdare kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak iddiası ile kamu görevinden çıkarma kararı vermesi halinde bu durumun hukuka uygun olup olmadığı idari yargılamasına Fetö göreve iade davası denilmektedir. Anayasa m.125 uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemin sebebi olarak ileri sürülen irtibat veya iltisak tespitleri, bu anayasal güvenceler ışığında somut, denetlenebilir ve gerekçeli biçimde incelenmelidir.
FETÖ göreve iade davası kamu görevlisi hakkında KHK veya disiplin kurulu kararıyla verilen Kamu Görevinden Çıkarma işlemine karşı açılan dava olup kendine özgü aşamaları ve usulleri mevcuttur. İrtibat ve iltisaka gerekçe oluşturan her bir iddiaya göre ayrı bir savunma stratejisi oluşturulmalı ve idari yargılamanın ruhuna göre dava yönetilmelidir.
İdari Yargılama İle Ceza Yargılaması Arasındaki Fark
Ceza yargılamasında bir kişinin silahlı terör örgütü üyeliği, örgüte yardım veya başka bir suçtan mahkûm edilebilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekir. Anayasa m.38 uyarınca suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz; ceza sorumluluğu şahsidir ve kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.
İdari yargıda ise kamu görevinin güvenliği, kamu hizmetinin gerekleri ve idarenin tedbir alma yetkisi dikkate alınır. Bununla birlikte, idari yargının ceza yargılamasındaki ispat ölçüsünden farklı hareket edebilmesi, kişiyi örgütle bağlantılı gösterdiği ileri sürülen her bilginin sorgusuz biçimde yeterli kabul edilmesine imkân vermez. Bu nedenle kişi hakkındaki iddiaların ceza yargılamasındaki gibi olmasa da somutlaştırılması gerekmektedir.
İdarenin “irtibat” veya “iltisak” tespitine dayanması hâlinde, bu kavramların kişiye özgü somut olgularla doldurulması gerekir. Bir kişinin adı bir listede geçiyorsa, bir kurumla geçmişte hukuki ilişki kurmuşsa veya tekil bir mali işlem veya arama yapmışsa; bu durumun hangi nedenle, hangi zaman aralığında ve hangi ek olgularla birlikte örgütsel bağ gösterdiği ortaya konulmalıdır.
Anayasa Mahkemesi de bu ayrımı korur. 29/5/2025 tarihli N.E. (B. No: 2022/62466) ve A.S. (B. No: 2023/30928) kararlarında, OHAL ihraçlarında kişiselleştirilmiş ByLock tespitinin anayasal düzene sadakatin koptuğunu gösteren ilgili ve ikna edici gerekçe sayılabileceğine; ceza davasındaki beraat veya takipsizliğin idari davayı otomatik kazandırmayacağına hükmetmiştir.
AİHM ise ceza mahkûmiyetlerinde farklı bir çizgidedir. Yüksel Yalçınkaya/Türkiye (Büyük Daire, 26/9/2023) ve Demirhan ve diğerleri/Türkiye (22/7/2025) kararlarında, ByLock kullanımının TCK m. 314/2 üyeliği için tek başına ve otomatik yeterli sayılmasını AİHS m. 6 ve m. 7’ye aykırı bulmuştur. Bu standart idari davaya birebir taşınmaz; fakat “soyut liste yeter” yaklaşımını zayıflatır ve savunmanın teknik veriye etkili itiraz edebilmesini güçlendirir.

FETÖ Göreve İade Davalarında Kriterler
- Bylock Ve Benzeri Gizli Haberleşme Uygulamaları
ByLock, FETÖ/PDY soruşturmalarında en sık başvurulan dijital verilerden biridir. Ancak bir kişi yönünden ByLock tespiti bulunduğunun ileri sürülmesi ile bu tespitin teknik ve hukuki olarak yeterli biçimde ispatlanması farklı meselelerdir. Son dönem Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları, ceza yargılaması ile idari yargılama (KHK ihraç / göreve iade) arasındaki farkı netleştirmiş; her iki alanda da soyut liste tespiti yerine kişiselleştirilmiş, teknik olarak doğrulanabilir ve savunma ile birlikte değerlendirilen somut veri aranması gerektiğini vurgulamıştır.
AYM Genel Kurulu (N.E. ve A.S., 29.5.2025; sonraki 2025–2026 kararları) OHAL ihraçlarında, kişiselleştirilmiş ByLock tespitini anayasal düzene sadakatin koptuğunu gösteren yeterli ve ikna edici gerekçe saymış; özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Ceza davasındaki beraat veya takipsizlik, idari davayı otomatik kazandırmaz.
AİHM ise ceza mahkûmiyetlerinde (Yalçınkaya 2023, Demirhan 2025 ve sonraki toplu kararlar) ByLock’un tek başına ve otomatik olarak TCK 314/2 üyeliği için yeterli olmadığını; kast/manevi unsurun bireyselleştirilmesi ve verilere etkili itiraz imkânı gerektiğini belirtmiştir. Bu standart idari davaya birebir uygulanmaz; ancak “soyut liste yeter” yaklaşımını zayıflatır.
İdari yargılamada Bylock iddiasına ilişkin incelenmesi gereken asgari konular şunlardır;
- Verinin gerçekten o kişiye ait olup olmadığı (hat, IMEI, kullanıcı adı eşleşmesi)
- Kullanım tarihi, sıklığı ve cihazda kurulu olup olmadığı
- İçerik, ekleme kaydı veya mesaj olup olmadığı
- Teknik rapor, CGNAT/HTS, tespit tutanağı ile doğrulanıp doğrulanmadığı
- Aynı kaydın başkasıyla eşleşme veya hat paylaşımı ihtimali
- Savunma, cihaz incelemesi ve hattın kim tarafından kullanıldığı
Özetle AYM göreve iade yargılamalarında idari tedbirde doğrulanmış ByLock’u güçlü gerekçe kabul eder; Danıştay ve adil yargılama ilkeleri ise kişiselleştirilmiş, teknik ayrıntılı ve savunmayla birlikte değerlendirilmiş somut veri ister. Liste kaydı tek başına yeterli delil değildir.

2. Garson Sd Kart Verileri, Albatros Kayıtları Ve Fişleme İddiaları
“Garson” kod adıyla anılan dijital materyaller ve bunlardan üretildiği belirtilen kodlamalar, emniyet teşkilatı içindeki yapılanmaya ilişkin soruşturmalarda ve idari işlemlerde kullanılmıştır. “Albatros” kayıtları ise Adalet Bakanlığına bağlı personel yönünden benzer biçimde kişi aleyhine veri olarak ileri sürülmüştür.
Bu tür listelerde bir kişinin adının geçmesi, inceleme başlatılmasını gerektirebilir. Ancak ismin tek başına örgütsel bağın kesin göstergesi sayılması hukuken sorunludur. Listenin kim tarafından, ne zaman, hangi amaçla hazırlandığı; verinin özgünlüğü, sonradan değiştirilip değiştirilmediği; kişinin hangi sıfatla kayda geçirildiği ve kaydın başka olgularla doğrulanıp doğrulanmadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Fişleme kaydının idari işleme dayanak yapılabilmesi için, ismin yanında yer alan kod, görev tanımı veya ilişki biçimi açıklanmalı; kişi hangi belgeye ve hangi değerlendirmeye karşı savunma yapacağını bilebilmelidir. Salt “adı listede geçmektedir” tespiti, savunma hakkını etkisizleştirir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 2/4/2026 tarihli Doğan Doğan (B. No: 2023/1011) ve Mehmet Emin Okyay (B. No: 2023/47320) kararları, Garson kaynaklı kodlamaların idari yargıdaki değerini netleştirmiştir. AYM’ye göre;
- Kodlamalar tamamen yok sayılamaz.
- Kodlama tek başına ve otomatik olarak kesin irtibat/iltisak kanıtı değildir.
- Destekleyici somut olgu, tanık beyanı veya idari kusur varsa müdahale ölçülü görülebilir.
- Yalnızca kodlama varsa özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiş sayılabilir.
Okyay başvurusunda “EA” kodunun başka delille desteklenmemesi ihlal; Doğan başvurusunda kodlamanın somut tutum ve tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirilmesi ihlal olmadığı sonucunu doğurmuştur.
SD kartın teslim süreci ve usulüne ilişkin çok sayıda hukuka aykırılıklar mevcuttur. Garson’un 18.04.2017’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğu, iki micro SD kart ve bir cep telefonu teslim ettiğine dair beyanlar vardır. Ancak duruşma tutanaklarında materyalin türü ve sayısı (micro SD, SD, flash bellek, “1-2 kere teslim”), ifade tarihleri ve güncelleme yılları (2005, 2015, 2016 Nisan) arasında çelişkiler bulunmaktadır. Teslim tutanağının CMK m. 169’daki şekil şartlarını (zabıt kâtibi, imza, yer-saat, seri/model bilgisi, mühürleme) taşımadığı ileri sürülmektedir. Bu iddialar, verinin bütünlüğü ve ilk temasın belgelenmesi bakımından ayrıca incelenmelidir.
SD Kart kaynağının güvenilirliğine ilişkin şüpheler mevcuttur. Tanığın kendi konumuna ilişkin anlatımları (veri toplayıcı, sekreterya, toplantılara katılan kişi) ve “listeye ekleme yapmadım / tanıdığım kişileri yazdım” beyanları birbiriyle örtüşmemektedir. Excel kaynaklı kaydırma, çakıştırma ve güncellenmeme hatalarını bizzat kabul etmesi; kodların bir kısmının sonradan emniyet birimlerince eklendiğine dair açıklamaları, listenin tek başına bağlayıcı delil sayılmasını zayıflatır. Ayrıca Garson SD kart fişlemesi için Emniyet birimlerince hazırlanan Veri Analiz Raporunda kişiye ait verilerde çok sayıda çelişkiler mevcuttur. Bu hususların yargılama mutlaka dile getirilmesi gerekir.
Sonuç olarak, Garson/Albatros türü kayıtlarda ismin geçmesi, başlı başına ihraç, uzaklaştırma veya mahkûmiyet gerekçesi olamaz. AYM’nin karalarında kodlamanın emare olabileceği ancak kesin delil olmadığı belirtilmiştir. İşlemin hukuka uygunluğu, kaynak güvenilirliği, veri bütünlüğü, somut olayla uyum ve gerekçeli değerlendirme ile birlikte tartılmalıdır. Başkaca somut tespit yokken yalnızca bu listelere dayanan BİM/idari kararlarda hukuki isabet bulunmaz.
3. Ankesörlü/Kontorlü ve Sabit Hatlardan Ardışık Arama
Ankesörlü veya kontörlü hatlardan ardışık arama yapıldığı iddiası, tek başına mahkûmiyeti taşıyan bir “otomatik delil” değildir; Anayasa Mahkemesi’nin Murat Albayrak (B. No: 2020/16168, 8/3/2023) kararı ve bunu izleyen 2025 tarihli bireysel başvuru kararlarında da vurgulandığı üzere, hâkim kararına dayalı BTK HTS kayıtlarının getirtilmesi ve bu kayıtlar üzerinde teknik analiz yapılması yöntem olarak bariz keyfîlik içermese de, kayıtların nasıl okunduğu, hangi yöntemle “örüntü” çıkarıldığı ve savunanın bu verileri çürütme imkânının fiilen tanınıp tanınmadığı adil yargılanmanın asıl ölçütüdür. Bu çerçevede öncelikle arama örüntüsünün hangi teknik yöntemle belirlendiği (ardışıklık eşiği, periyodiklik, 0 saniyelik çağrıların ayıklanması, baz/karşı baz uyumu, şifreli numara denemesi), hattın gerçekten sanığın kullanımında olup olmadığı ve aramaların tarih, sayı, süre ve saat dağılımı somut veri olarak ortaya konmalıdır.
Aramaların değerlendirilmesinde yalnızca kolluk “ankesör sorgu” tutanağı yetmez; bağımsız bilirkişi incelemesiyle arama sayısı, ardışık/periyodik nitelik, farklı ankesörlerden aranma, aranan kişilerin aynı kuvvet/rütbe ilişkisi ve gizleme tekniği ayrı ayrı gösterilmelidir.
İkinci olarak, diğer kişilerle kurulan bağlantı iddiası ancak karşılaştırmalı HTS analizi, aynı zincirde aranan kişilere ilişkin soruşturma/dava bilgisi ve varsa itirafçı beyanlarının duruşmada tartışılmasıyla anlam kazanır. AİHM’nin Yalçınkaya/Türkiye Büyük Daire kararı dijital/teknik delilin “erişilebilir, somut olaya özgü ve etkili biçimde itiraz edilebilir” olmasını adil yargılamanın çekirdeği saymıştır; ankesör örüntüsü de içeriksiz meta-veri olduğundan, mahkeme bu veriyi örgütsel irtibatın belirleyici delili yapacaksa sanığa hattı başkasının kullandığı, rastlantısal/ticari arama olduğu, konum-görev uyumsuzluğu bulunduğu veya kayıtta teknik imkânsızlık (çok kısa aralık, 0 saniye, baz uyumsuzluğu) olduğu yönündeki açıklamalarını eşit silahlarla sunma ve bilirkişiye yöneltme imkânı vermek zorundadır. Aksi halde AYM’nin sonraki kararlarında da işaret edildiği gibi, Yargıtay’ın ilkesel olarak zorunlu kıldığı araştırmalar yapılmamışsa hakkaniyete uygun yargılama güvencesi zedelenir.
4. Tanık Beyanları
Tanık beyanları, özellikle kişi hakkında doğrudan gözleme dayalı, tarih, yer, katılımcı, somut davranış ve olay örgüsü içeren, denetime elverişli ve bağımsız delillerle doğrulanabilir nitelikte olduğu ölçüde idari işlemlerde dayanak olarak kullanılabilir. Buna karşılık gizli/anonim tanık anlatımının tek başına, denetlenemez ve soyut biçimde kullanılması, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile savunma hakkı bakımından ciddi sorunlar doğurur.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son dönem içtihadı, gizli tanık uygulamasında kimlik korunması ile kişinin kendisi hakkındaki iddiayı öğrenip etkili savunma yapabilmesi arasında sıkı bir denge kurulmasını zorunlu kılar. Kişiye tanığın adı açıklanmasa dahi; iddianın zamanı, yeri, içeriği, kişinin hangi somut davranışının ne şekilde ve hangi vesileyle görüldüğü, anlatımın hangi belgelerle desteklendiği ve tanığın bilgiyi doğrudan gözlemle mi yoksa duyuma dayalı mı edindiği bildirilmelidir. “Örgüt toplantısına katıldı”, “sohbet grubundaydı”, “himmet topluyordu” veya “örgütsel faaliyet yürütüyordu” biçimindeki genel ve kalıp ifadeler, tarih, yer, katılımcı, görev ve olay ayrıntısı içermediği sürece sınırlı ispat değeri taşır.
Gizli tanık beyanının hükümde tek, yegâne veya belirleyici delil olduğu hâllerde AYM, AİHM’nin Al-Khawaja ve Tahery çizgisini izleyerek üç aşamalı bir test uygulamaktadır:
- Tanığın duruşmada veya SEGBİS yoluyla dinlenmemesi için geçerli ve somut bir nedenin bulunup bulunmadığı,
- Beyanın mahkûmiyet veya idari işlemin dayandığı tek/yegâne ya da belirleyici delil olup olmadığı,
- Savunmanın karşılaştığı zorlukları telafi edecek yeterli karşı dengeleyici güvencelerin (sorgulama imkânı, yazılı soru yöneltme, çelişkilerin tartışılması, bağımsız delillerle teyit) sağlanıp sağlanmadığı.
Bu güvenceler sağlanmadan gizli tanık anlatımına dayanılması adil yargılanma hakkını ihlal eder.
İdari yargı bakımından AİHM’nin 21 Ocak 2025 tarihli Dilek Genç/Türkiye kararı, idari para cezası gibi cezai nitelik taşıyan uyuşmazlıklarda tanık dinletme talebinin fiilen veya yasal çerçeve nedeniyle karşılanmamasının, tek/delil niteliğindeki resmi tutanağa etkili itiraz imkânını ortadan kaldırdığını ve Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir. İdari yargıda geçerli re’sen araştırma ilkesi, mahkemenin tanık beyanındaki çelişkileri, tanığın bilgi kaynağını (doğrudan gözlem/duyum), beyanın zaman içinde değişip değişmediğini ve husumet ihtimalini yüzeysel değil, uyuşmazlığı çözmeye elverişli şekilde incelemesini gerektirir. Tanık dinletme talebi gerekçesiz reddedilemez.
OHAL döneminde tesis edilen kamu görevinden çıkarma işlemlerinde de aynı ölçütler geçerlidir. AYM Genel Kurulu’nun 2 Nisan 2026 tarihli Mehmet Emin Okyay ve Doğan Doğan kararlarında, “Garson” kod adlı gizli tanıktan elde edilen dijital kodlama/veri listelerinin tek başına kesin iltisak/irtibat delili sayılamayacağı, bunların en fazla şüphe uyandırabileceği, ancak veri analiz raporunun dosyaya getirtilmesi, tutarlılığının denetlenmesi ve bağımsız somut delillerle (HTS, banka hareketleri, dijital materyal, resmi kayıtlar) teyit edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Destekleyici bireyselleştirilmiş olgu bulunmayan soyut kodlama veya genel tanık anlatımı, ölçülülük ilkesini zedeler ve özel hayata saygı hakkını ihlal edebilir.
Sonuç olarak tanık beyanı, özellikle gizli tanık anlatımı, ancak somut, doğrulanabilir, çelişkisiz ve başka bağımsız delillerle desteklenen hâllerde idari işlemin hukuka uygunluğunu taşıyabilir. Aksi durumda hem adil yargılanma hem de özel hayata saygı hakkı bakımından ihlal riski doğar. Mahkemeler, re’sen araştırma yükümlülüğü çerçevesinde bu unsurları titizlikle denetlemek zorundadır.

5. Bank Asya Hesap Hareketleri
Bank Asya’da hesap açtırmak veya yasal dönemde rutin bankacılık işlemi yapmak, tek başına örgütsel bağ, irtibat/iltisak veya üyelik/yardım suçunun kesin göstergesi değildir. Banka, 22/7/2016’ya kadar yasal faaliyet yürütmüştür. Salt hesap sahipliği, aktif kullanım veya belirli bir tarihte para yatırma üzerinden otomatik sonuç çıkarılması; AYM’nin gerekçeli karar hakkı içtihadı ile AİHM’nin Yalçınkaya/Türkiye (BD, 26/9/2023) ve Yasak/Türkiye (BD, 5/5/2026) kararlarındaki bireyselleştirilmiş inceleme ve öngörülebilirlik ölçütleriyle bağdaşmaz.
Hüküm kurulmadan önce işlemin tarihi, niteliği, miktarı, sıklığı, kişinin gelir-gider döngüsü ve örgütsel talimatla bağlantısı araştırılmalıdır. AİHM, yasal statüdeki rutin işlemlerin (örneğin Aralık 2013 sonrası mevduatın) sonradan “örgüte mali destek” sayılmasının geriye dönük suçlaştırma niteliği taşıyabileceğini; mahkûmiyet için kişisel kastın somut ve bireyselleştirilmiş biçimde gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bank Asya işlemleri tek başına veya otomatik delil değil, ancak açıklamalar karşılanmak kaydıyla destekleyici unsur olabilir.Değerlendirmede şu ayrımlar zorunludur:
- Hesabın açılış tarihi (talimat öncesi/sonrası) ve talimat öncesi kullanım biçimi,
- İşlemlerin maaş, kredi, fatura, kira, ticaret, evlilik, araç/konut alımı, tasarruf veya faizsiz bankacılık tercihi gibi makul sebeplerle uyumu,
- 17-25 Aralık 2013 sonrası “bankaya sahip çıkılması” çağrıları ile TMSF devri/faaliyet izninin kaldırılması dönemlerinde olağan dışı yatırma, katılım hesabı veya artış olup olmadığı,
- Talimat sonrası işlemlerin önceki dönemle süreklilik/nicelik bakımından kopukluğu,
- TMSF devri ve faaliyet izninin kaldırılmasından sonra aynı kullanımın devam edip etmediği,
- Örgütsel talimat ve mali destek kastına ilişkin bağımsız, somut veri bulunup bulunmadığı.
Danıştay ve AYM 22/7/2016’ya kadar mutat hesap hareketleri tek başına örgütsel faaliyet veya yardım sayılmayacağını belirtmiştir. Delil değeri, ancak mutat işlemin dışına çıkan, talimat üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan işlemler yönünden; ayrıca bunun bilerek ve isteyerek, yardım/üyelik kastıyla yapıldığının gösterilmesi halinde söz konusu olabilir.
Davada lazım olan belgeler şunlardır;
- Hesap/müşteri numarası,
- Açılış tarihi, tüm hareketler ve bakiye gelişimi,
- İşlem tarihi-mahiyeti-tutarı-açıklamaları,
- Para yatıran/çekenlerin kimliği,
- Katılım/döviz/altın/kredi kartı ekstreleri,
- Gelir belgesi ve savunmadaki somut izahlar.
AYM’ye göre, Bank Asya verisinin tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda “işlemlerim mutat bankacılık işlemidir” savunmasının gerekçede karşılanmaması, gerekçeli karar hakkının ihlalidir. Yalnızca “talimat dönemine denk yatırma vardır” demek yeterli değildir; talimat öncesi-sonrası karşılaştırması, bilirkişi incelemesi ve savunmanın somut kayıtlarla çürütülmesi gerekir. Tam döküm celp edilmeden veya yalnızca 2014 sonrası kesite bakılarak karar verilemez.
İdari yargıda da aynı özen geçerlidir. Danıştay 5. Daire, kayıtların hesap numarası, açılış ve işlem tarihi, mahiyet ve tutar gösterilecek şekilde istenmesini; 25/12/2013 talimatı ile 29/5/2015 TMSF devri arasının ayrıca irdelenmesini; araç alımı, doğum, maaş, hesap kapatma gibi açıklamaların hareketlerle karşılaştırılmasını aramaktadır. Eksik inceleme veya salt hesap artışı/katılım hesabına dayalı irtibat/iltisak kabulü bozma nedenidir. Ceza yargılamasında beraat, takipsizlik veya “rutin işlem” tespiti varsa, idari yargının bunu yok sayması da sorunludur.
Sonuç olarak yasal dönemde yapılmış mutat işlem, talimat dönemine denk düşse bile örgütsel amaçla yapılmadığının izahı gerekir. Tek veya belirleyici delil Bank Asya ise; tam döküm, dönem karşılaştırması, bilirkişi incelemesi ve savunmanın karşılanması olmadan kamu görevinden çıkarma hukuka aykırıdır. Bank Asya verisi kategorik ispat aracı değil; somut olaya göre tartılması gereken sınırlı ve koşullu bir unsurdur.
6. Örgüte Müzahir Sendikalara Üyelik
Sendikaya üye olmak Anayasa m. 51 ve AİHS m. 11 kapsamında örgütlenme hakkının olağan kullanımıdır. Salt üyelik kaydı, kişinin örgütün nihai amacını bildiğini, organik bağ kurduğunu ve hiyerarşiye dâhil olduğunu kendiliğinden ispatlamaz.
AYM’nin Bilal Celalettin Şaşmaz kararı (B. No: 2019/20791, 18/10/2022) temel ölçütü koymuştur: sonradan kapatılan ve örgüte müzahir olduğu ileri sürülen sendikaya üyelik, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren ek faaliyetlerle desteklenmeden mahkûmiyet delili yapılamaz.
AİHM Büyük Dairesi Yalçınkaya kararında, o dönemde yasal faaliyet gösteren Aktif Eğitim-Sen ve benzeri üyeliklerin tali delil olarak kullanılmasını dahi m. 11 müdahalesi saymış; bu yorumun öngörülebilir olmadığını belirtmiştir. Aynı yaklaşım Demirhan kararında sürdürülmüştür.
İdari makam sendika üyeliğine dayanıyorsa gerekçede şunlar bulunmalıdır: üyelik tarihi ve süresi, sendika içindeki konum, faaliyetlere katılım, sendikanın o tarihteki yasal statüsü ve üyeliğin hangi somut vakıalarla örgütsel bağa dönüştüğü. Gerekçesiz “müzahir sendika üyeliği” saptaması Anayasa m. 13 ve m. 51 karşısında yeterli değildir.
7. Gazete, Dergi Aboneliği Ve Yayın Takibi
Abone olmak, yayın okumak veya kanal/site takip etmek kural olarak ifade ve bilgi edinme özgürlüğü kapsamındadır. Yayın kuruluşunun sonradan kapatılması, abonelik tarihinde hukuka uygun olan tüketici işlemini geriye yürür biçimde örgütsel delile dönüştürmez.
İncelenecekler: abonelik tarihleri, ödeme biçimi, olağan tüketici ilişkisi niteliği ve talimat iddiasını destekleyen başka olgular. Tek başına abonelik kaydı veya kart harcaması, örgüt üyeliğini ya da amaçların benimsendiğini ispatlamaz.
8. Dershane, Okul, Yurt Ve Eğitim Kurumlarıyla İlişki
Bir kişinin çocuğunu belirli bir okula, dershaneye veya öğrenci yurduna kaydettirmesi ya da kendisinin bu kurumlarda eğitim almış olması, çoğu durumda eğitim tercihi, coğrafi yakınlık, ekonomik imkân, burs olanakları veya başarı düzeyi gibi nedenlerle açıklanabilir. Bu nedenle eğitim kaydı, tek başına kişiyi örgütsel yapı ile bilinçli ve iradi biçimde ilişkilendiren kesin bir veri değildir.
İdari makamın eğitim kurumuyla ilişkiye dayanması hâlinde; kayıt tarihi, eğitim süresi, burs veya ödeme biçimi, kişinin veya velinin kurumla ilişkisi, kurumda öğretmenlik-yöneticilik yapılıp yapılmadığı ve iddia edilen örgütsel faaliyetlere ilişkin ek olgular araştırılmalıdır.
Özellikle çocukların eğitim kurumuna kaydının, veli hakkında doğrudan olumsuz sonuç doğuracak şekilde değerlendirilmesi; kişiselleştirme ve kusurun şahsiliği ilkeleri bakımından dikkatle ele alınmalıdır. Çocuğun okul kaydı ile velinin örgütsel ilişki içinde bulunduğu sonucuna varılabilmesi için, kayıt olgusunun ötesinde somut ve kuvvetli veriler bulunmalıdır.
9. Örgüte Müzahir Dernek ve Vakıflara Yapılan Ödemeler
Kimse Yok Mu Derneği veya örgüte müzahir olduğu ileri sürülen başka dernek, vakıf ve yardım kuruluşlarına yapılan bağış ya da ödemeler, dosyalarda sıkça tartışılan mali veriler arasındadır. Ancak bağışın varlığı, tek başına bağış yapan kişinin örgütün amaçlarını bildiğini, bu amaçlara katıldığını veya örgütsel hiyerarşiye dahil olduğunu kesin olarak göstermez.
Değerlendirmede bağışın tarihi, miktarı, sıklığı, ödeme açıklaması, kampanya dönemi, bağışın olağan insani yardım faaliyeti kapsamında yapılıp yapılmadığı ve kişinin herhangi bir talimatla hareket edip etmediği önem taşır. Tek seferlik, düşük miktarlı veya yaygın bağış kampanyaları kapsamında gerçekleşen ödemeler ile düzenli, yüksek tutarlı, gizli veya talimatla yapıldığı belirlenen transferler aynı nitelikte değildir.
Danıştay 5. Dairesinin E. 2021/93, K. 2025/3696, T. 26.03.2025 sayılı kararında; Mali Suçları Araştırma Kurulundan kişinin örgütle ilişkili gerçek veya tüzel kişilere bağış ya da para transferinin bulunup bulunmadığının, varsa işlem tarihi, miktarı ve ilgili kişi veya kuruluş bilgileriyle birlikte sorulması gerektiği belirtilmiştir. Bu, bağış veya transfer iddiasının soyut liste kaydıyla değil, ayrıntılı mali veriyle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar.
10. Hts Kayıtları Ve İletişim Trafiği
HTS kayıtları, telefon görüşmesinin içeriğini değil; hangi numaranın hangi numarayla, ne zaman ve ne kadar süreyle iletişim kurduğunu gösteren teknik kayıtlardır. Baz istasyonu verileri ise telefonun belirli bir zaman diliminde hangi kapsama alanında bulunduğuna ilişkin yaklaşık konum bilgisi sağlayabilir.
Bu kayıtlar, belirli kişiler arasındaki iletişim yoğunluğunu veya aynı bölgede bulunma ihtimalini gösterebilir. Ancak HTS verisinin tek başına görüşmenin içeriğini, görüşmenin nedenini veya örgütsel mahiyetini ortaya koyması mümkün değildir. Bu nedenle bir kişinin hakkında soruşturma yürütülen başka kişilerle görüşmüş olması, görüşmelerin içeriği ve bağlamı belirlenmeden tek başına örgütsel ilişki kanıtı sayılamaz.
HTS kaydı değerlendirilirken görüşmenin sayısı, süresi, zaman aralığı, karşı tarafın kimliği, taraflar arasındaki akrabalık, mesleki veya ticari ilişki, aynı kurumda çalışma durumu ve görüşmenin olağan hayat akışı içindeki yeri incelenmelidir. Özellikle aynı iş yerinde çalışan, aynı apartmanda oturan, akrabalık veya ticari ilişki içinde bulunan kişilerin iletişim kurması hayatın olağan akışına uygun olabilir.
Ankesörlü veya kontörlü telefonlardan ardışık arama yapıldığı iddiası varsa; arama örüntüsünün hangi teknik yöntemle belirlendiği, kişinin hattını gerçekten kendisinin kullanıp kullanmadığı, arama tarihleri, arama sayısı, diğer kişilerle bağlantı ve savunmanın bu veriler karşısındaki açıklaması değerlendirilmelidir.

Fetö İdari Yargılama Süreçleri
1. Disiplin Kurulu Aşaması
Kamu görevlileri yönünden idari süreç çoğu zaman disiplin soruşturması, güvenlik soruşturması, kurum içi inceleme veya istihbari değerlendirme ile başlar. Bazen de olağanüstü hal kapsamında KHK ile Kamu görevinden çıkarmalar mümkün olabilmektedir. KHK ile kamu görevinden çıkarmalarda disiplin kurulu kararı olmaksızın yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu görevlileri görevlerinden ihraç edilmişlerdir. Disiplin soruşturmasında kişiye isnat edilen fiilin açık biçimde bildirilmesi, savunmasının alınması, lehe ve aleyhe delillerin toplanması ve işlem gerekçesinin somutlaştırılması gerekir.
Disiplin süreci şu şekilde işlemektedir;
- Soruşturma açılması
Kurum, Sd kart Veri Analiz Raporu, istihbari bilgi, emniyet/jandarma yazısı, ByLock/Bank Asya kaydı, tanık beyanı, mahrem yapı listesi veya adli soruşturma evrakına dayanarak muhakkik ya da müfettiş görevlendirir. Soruşturma açılmadan ceza verilemez. - Disiplin Soruşturma Raporu
Raporda lehe ve aleyhe deliller, isnat edilen fiilin hangi tarih ve olayla bağlandığı, hangi disiplin hükmüne uyduğu ve önerilen ceza yer almalıdır. Rapor “ceza yok” görüşüyle de bitebilir. - Kurula Sevk
- Uyarma, kınama, aylıktan kesme: çoğu zaman disiplin amiri.
- Kademe ilerlemesinin durdurulması: disiplin kurulu kararı + atamaya yetkili amir/vali.
- Devlet memurluğundan / meslekten çıkarma: amirin teklifi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu.
Fetö idari soruşturmalarında kamu görevlisine Disiplin Soruşturma Raporu düzenlenmişse istenen ceza Kamu Görevinden Çıkarma olmaktadır.
- Savunma
Anayasa m. 129 ve 657 sayılı Kanun m. 129–130 uyarınca savunma alınmadan disiplin cezası verilemez.
Meslekten/memuriyetten çıkarma isteniyorsa haklar daha geniştir: soruşturma evrakını inceleme, tanık dinletme, kurulda bizzat veya vekil aracılığıyla sözlü/yazılı savunma. Diğer cezalarda en az 7 gün süreyle yazılı savunma esastır; yargı, evrak inceleme hakkını da savunmanın etkinliği ilkesiyle geniş yorumlamaktadır.
Savunma yazısı, “örgütle irtibatınız vardır, savunmanızı verin” düzeyinde olmamalıdır. Kişinin hangi olay, hangi tarih, hangi delil ve hangi hukuki nitelemeyle ilişkilendirildiği anlaşılmalıdır. Belgeler veya içerikleri paylaşılmadan etkili savunmadan söz etmek güçleşir. Yüksek Disiplin Kurulu aşamasında, teklif edilen çıkarma cezası için son savunma ayrıca alınmalıdır; bu eksiklik Danıştay kararlarında iptal nedenidir.
- Kurul kararı
Kararın gerekçesinde şunlar somutlaştırılmalıdır:- Savunmanın neden kabul edilmediği
- Hangi delilin belirleyici görüldüğü
- Lehe delillerin neden yetersiz bulunduğu
- Yaptırımın fiille neden orantılı olduğu
Genel, şablon, kişiye özgü değerlendirme içermeyen kararlar idari yargıda hukuka aykırılık tartışması doğurur.
Karar tebliğ edilir. İtiraz ve iptal davası süreleri kurum ve ceza türüne göre değişir; 2577 sayılı Kanun uyarınca idare mahkemesine başvuru kural olarak 60 gündür. Dava açmak yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz; yürütmenin durdurulması ayrıca talep edilir.
2. İlk Derece İdare Mahkemesi Yargılaması
Kişi hakkında kamu görevinden çıkarma veya benzeri bir idari işlem tesis edildiğinde, ilgilinin dava açma süresine dikkat etmesi gerekir. İYUK m.7 uyarınca, özel kanunlarda ayrı bir süre bulunmadığı takdirde idare mahkemelerinde dava açma süresi, yazılı bildirimi izleyen günden itibaren altmış gündür.
Dava açılırken işlemin hangi tarihte tebliğ edildiği, işlemi tesis eden idarenin adı, işlemin tarih ve sayısı, işlemin kişi üzerindeki etkisi ve iptal gerekçeleri açık biçimde belirtilmelidir. İdari işlem tebliğ edilmemiş veya gerekçesi yeterince açıklanmamışsa, bu durum ayrıca ileri sürülmelidir.
İdare mahkemesi, İYUK m.20 uyarınca uyuşmazlıkla ilgili her türlü incelemeyi kendiliğinden yapabilir. Mahkeme; Emniyet Genel Müdürlüğü, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Milli Eğitim Bakanlığı, ilgili banka, sendika, dernek, vakıf veya diğer kurumlardan bilgi ve belge isteyebilir. Ancak re’sen araştırma ilkesi, davacının kendi iddialarını somutlaştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Davacı, özellikle şu hususları belgelemeye çalışmalıdır:
- ByLock veya benzeri uygulama kullanmadığına ilişkin teknik savunmalarını,
- Garson Sd Kart fişlemelerinde yer alan kodlamaların kendisine ait olmadığını,
- Banka işlemlerinin olağan nedenlerini,
- Sendika, dernek veya vakıf üyeliğinin tarihini ve niteliğini,
- Eğitim, okul, dershane veya yurt ilişkisinin olağan sebeplerini,
- HTS görüşmelerinin akrabalık, iş, ticaret veya sosyal ilişki kaynaklı olduğunu,
- Gizli tanık anlatımlarındaki çelişkileri,
- Ceza soruşturması veya kovuşturması sonucunda verilen lehe kararları,
- Mesleki sicilini, başarı belgelerini ve disiplin geçmişini.
İdari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğacaksa, dava dilekçesinde yürütmenin durdurulması talep edilebilir. İYUK m.27 ve Anayasa m.125 uyarınca yürütmenin durdurulabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: İşlem açıkça hukuka aykırı olmalı ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğmalıdır. Kamu görevinden çıkarma veya mesleki faaliyeti sona erdirme işlemlerinde gelir kaybı, mesleki itibar kaybı, sosyal güvenlik haklarında zedelenme, aile düzeninin bozulması ve ileride telafisi güç mesleki sonuçlar somutlaştırılarak açıklanmalıdır.
FETÖ ile irtibat veya iltisak gerekçesiyle kamu görevinden çıkarma işlemlerine karşı açılan idari davalarda ilk derece mahkemesi (genellikle idare mahkemesi, hâkim ve savcılar yönünden ise Danıştay) İYUK hükümleri çerçevesinde davayı esastan karara bağlar. Mahkeme, OHAL Komisyonu’nun ret kararını veya ilgili idari işlemi hukuka aykırı görürse iptaline hükmeder; bu karar çoğu zaman göreve iade ile birlikte yoksun kalınan parasal hakların yasal faiziyle ödenmesini de kapsar. Delillerin (ByLock, Bank Asya hareketleri, tanık beyanları, örgüt evrakı vb.) irtibat/iltisakı yeterince ortaya koyduğuna kanaat getirirse davanın reddine karar verir ve ihraç işlemini hukuka uygun kabul eder.
Yargılama sırasında mahkeme ayrıca yürütmenin durdurulması talebini de inceleyebilir; ciddi ve telafisi güç zarar ile açık hukuka aykırılık şartları birlikte gerçekleşirse işlemin uygulanmasını durdurur. İptal veya ret kararı, istinaf ve temyiz yollarına açıktır; kesinleşmesi halinde idareyi bağlayıcı hale gelir ve göreve dönüş veya işlemin devamı sonucunu doğurur. Ceza yargılamasındaki beraat veya takipsizlik tek başına idari davanın kabulünü gerektirmez, çünkü idari yargı üyelikten bağımsız olarak irtibat ve iltisak unsurunu ayrıca değerlendirir.
3. Bölge İdare Mahkemesi Aşaması: İstinaf
İdare mahkemesinin kararına karşı, kararın niteliğine göre bölge idare mahkemesinde istinaf yoluna başvurulabilir. İYUK m.45 uyarınca genel olarak istinaf süresi, ilk derece mahkemesi kararının tebliğinden itibaren otuz gündür.
İstinaf incelemesinde bölge idare mahkemesi; ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa başvurunun reddine karar verebilir. Kararın sonucu doğru olmakla birlikte gerekçesi eksik veya yanlışsa gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddedebilir. İlk derece kararında hukuka aykırılık görürse kararı kaldırarak dosyanın esası hakkında yeniden karar verebilir.
İstinaf dilekçesinde yalnızca ilk derece mahkemesi kararının “haksız” olduğu ileri sürülmemelidir. Kararın hangi gerekçesinin yanlış olduğu, hangi delilin hiç incelenmediği, hangi savunmaya cevap verilmediği, hangi ara kararın kurulmadığı ve hangi değerlendirmede çelişki bulunduğu açıkça gösterilmelidir.
Örneğin mahkemenin yalnızca ceza soruşturması varlığına dayanarak davayı reddetmesi, ByLock veya banka tespitinin teknik ayrıntılarını incelememesi, gizli tanık anlatımını somutlaştırmaması ya da lehe ceza dosyası kararlarını değerlendirmemesi istinaf sebebi yapılabilir.
4. Danıştay Aşaması: Temyiz
Bölge idare mahkemesi kararlarının tamamı temyize açık değildir. Ancak kamu görevinden çıkarılma, belli bir meslekten çıkarılma veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemler bakımından Danıştay temyiz yolu önem taşır.
İYUK m.46 uyarınca, belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davalarında bölge idare mahkemesinin verdiği kararlar, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir.
Temyiz incelemesinde Danıştay; hukukun uygulanmasında hata bulunup bulunmadığını, işlemin dayandığı maddi olguların yeterince araştırılıp araştırılmadığını, kararın gerekçeli olup olmadığını ve yargılama usulüne uyulup uyulmadığını inceler.
Danıştay 5. Dairesinin E. 2021/93, K. 2025/3696, T. 26.03.2025 sayılı kararı, bu aşamada özel önem taşımaktadır. Kararda, idari yargı mercilerinin kişinin irtibat veya iltisakını değerlendirirken idarenin sunduğu tespitleri ve ceza dosyasındaki maddi delilleri birlikte ele alması gerektiği; kesinleşmemiş mahkûmiyet hükmünün varlığının tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiği ortaya konulmuştur.
Bu karar doğrultusunda, temyiz aşamasında aşağıdaki eksiklikler özellikle ileri sürülebilir:
• İdari işlemin dayandığı delillerin kişiselleştirilmemesi,
• Ceza dosyasındaki beraat, kovuşturmaya yer olmadığı veya bozma kararlarının dikkate alınmaması,
• ByLock, HTS, banka veya dijital veri incelemelerinin teknik ayrıntılarının dosyaya getirtilmemesi,
• Gizli tanık anlatımlarının denetlenebilir somutlukta olmaması,
• Lehe deliller ve savunmalar hakkında gerekçeli değerlendirme yapılmaması,
• İdarenin soyut değerlendirmesine dayanılarak karar verilmesi.

5. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir. Bireysel başvuru, idari işlemin hukuka uygunluğunu baştan sona yeniden inceleyen olağan bir kanun yolu değildir. İnceleme; temel hak ihlali bulunup bulunmadığıyla sınırlıdır.
FETÖ/PDY irtibat veya iltisak iddiasına dayalı idari işlemlerde bireysel başvuru konusu olabilecek başlıca hak alanları şunlardır:
• Adil yargılanma hakkı,
• Gerekçeli karar hakkı,
• Savunma ve silahların eşitliği ilkesi,
• Masumiyet karinesi,
• Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı,
• Mülkiyet hakkı,
• Çalışma ve mesleki hayata ilişkin menfaatlerin korunması,
• Etkili başvuru hakkı.
Bireysel başvuruda, “mahkeme delilleri yanlış değerlendirdi” demek tek başına yeterli değildir. Hangi temel hakkın, hangi somut işlem veya mahkeme gerekçesi nedeniyle ihlal edildiği; bu ihlalin yargılamanın sonucuna ne şekilde etki ettiği açıklanmalıdır.
Örneğin mahkeme, kişinin savunmasında yer verdiği önemli delilleri hiç değerlendirmemişse; yalnızca gizli ve içeriği açıklanmayan belgelere dayanmışsa; kesinleşmemiş ceza mahkûmiyetini suçluluk göstergesi gibi kullanmışsa veya kararında kişinin iddialarına anlamlı cevap vermemişse, gerekçeli karar ve adil yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılması gündeme gelebilir. Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için; https://doganlarhukukvedanismanlik.com/2026/07/15/anayasa-mahkemesi-bireysel-basvuru/
6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru, iç hukuk yolları tüketildikten ve Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurudan da sonuç alındıktan sonra gündeme gelir. AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçerek tüm delilleri yeniden değerlendiren bir temyiz mercii değildir. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki hakların ihlal edilip edilmediğini inceler.
FETÖ/PDY ile bağlantı iddiasına dayalı idari uyuşmazlıklarda AİHM önünde ileri sürülebilecek hususlar somut olayın niteliğine göre değişmekle birlikte; adil yargılanma hakkı, özel hayata saygı hakkı, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, ayrımcılık yasağı ve etkili başvuru hakkı bakımından gündeme gelebilir.
AİHM başvurusu yapılırken iç hukukta ileri sürülmeyen iddiaların sonradan ileri sürülmesi çoğu zaman sorun yaratır. Bu nedenle disiplin soruşturması, idare mahkemesi, istinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi aşamalarında temel hak ihlali iddialarının açık biçimde ileri sürülmesi önemlidir. Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için; https://doganlarhukukvedanismanlik.com/2026/07/15/aihm-basvurusu-nasil-yapilir-2026-guncel-rehber/
FETÖ GÖREVE İADE DAVALARIYLA İLGİLİ ÖNEMLİ KARARLAR
- Memurun etkin pişmanlıkta bulunsa ve davasının derdest olsa dahi iltisak ve irtibatın belgelerle somut incelenmesi gerektiğine dair karar.
- DANIŞTAY BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/1653 Karar No : 2025/14022
Danıştay 5. Daire’nin 2022/1653 E., 2025/14022 K. sayılı kararı, 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. maddesinin (B) fıkrasına dayalı kamu görevinden çıkarma işlemlerinde idari yargının inceleme ölçütünü netleştirmektedir. Karara göre “üyelik”, ceza hukuku bakımından tanımlı bir suç tipi olduğundan idari yargı mercileri bu yönde tespit yapamaz; Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2022 tarihli ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla madde metninden “üyeliği, mensubiyeti veya” ibarelerinin iptal edilmesi de bu ayrımı pekiştirmiştir. Bu durumda mahkemenin görevi, davalı idarenin sunduğu bilgi ve belgeler ile ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen delilleri birlikte değerlendirerek, kişiye özgü irtibat veya iltisak bulunup bulunmadığını somut olgular üzerinden ortaya koymaktır. Beraat, takipsizlik veya derdest ceza davası tek başına idari işlemi hukuka uygun ya da aykırı kılmaz; aynı şekilde mahkûmiyet de idari yargıyı bu değerlendirmeden muaf tutmaz.
İlk derece ve bölge idare mahkemesi kararlarında, davacının etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması ve örgüt üyeliği davasının derdest olması gibi unsurlar, sadakat ve güven ilişkisinin koptuğu sonucuna bağlanmış; ancak dosyadaki delillerin irtibat/iltisak kavramları yönünden nasıl yorumlandığı açıklanmamıştır. Danıştay, bu yaklaşımı Anayasa’nın 36 ve 141. maddeleri ile AİHS’in 6. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkına aykırı bulmuştur. Gerekçe, soyut yasal ifadelerin tekrarı veya genel “müzahir şahıslarla irtibat” tespitinden ibaret olamaz; olay, delil ve hüküm arasındaki bağın, tarafların neden haklı veya haksız görüldüğünü anlayabileceği açıklıkta kurulması gerekir. Aksi halde hem etkili başvuru hakkı zayıflar hem de temyiz denetimi fiilen imkânsız hale gelir.
Kararın pratik sonucu, FETÖ göreve iade davalarında mahkemelerin dosyayı yeniden ele alıp, gerekirse ara kararıyla ek belge toplayarak kişiselleştirilmiş bir irtibat/iltisak tahlili yapmasıdır. Üniversite mezuniyeti sonrası bağın kesildiği, yapılanmanın ilgili tarihte henüz terör örgütü kabul edilmediği ve örgütün amaçları doğrultusunda hareket edilmediği yönündeki temyiz iddiaları da bu çerçevede somut delillerle tartılmalıdır. Böylece ihraç işleminin hukuka uygunluğu, ceza yargılamasının gölgesinde otomatik bir sonuç olarak değil; idari işlemin sebep unsurunun denetime elverişli, gerekçeli ve ölçülü olup olmadığı üzerinden belirlenecektir. Bu içtihat, OHAL sonrası dönemde açılan göreve iade davalarında gerekçesiz ret kararlarına karşı güçlü bir temyiz dayanağı oluşturmaktadır.



